DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

“Coğrafya Kaderdir” ve Bu Kaderin Getirdiği Sorunlar / Havva Nur Akıncı

Coğrafyalara üstünlük atfedilmesi, diğer coğrafyalardan daha üstün görülmesini kabul etmiyorum. Hiç bir coğrafya, hiç bir ırk, hiç bir dil birbirinden üstün yaratılmadı. 

 

Coğrafya kaderdir, nerede doğarsan oranın kirine, çerçöpüne batar, oranın suyuyla yıkanır, oranın güneşiyle kavrulursun; oranın iklimi biçimlendirir geleceğini. Öyle ki dünyanın bir ucunda ölsen dahi, bedeninde doğduğun coğrafyanın izlerini taşıyarak veda edeceksin bu dünyaya. Çünkü bir kere yazıldı anlına, doğduğun zaman birleşti hayatın o coğrafyayla. Ve asıl acı olan ne biliyor musun, memnun olmasan dahi bunu değiştirme imkânın olmaması. Demiş ya üstad “Coğrafya kaderdir…” ve bu kaderden kaçış yok. İbn Haldun’a ait olan bu söze takılı kaldım.

Hiç düşündünüz mü bu cümleyi ilk duyduğunuzda ne demek istiyor? diye. İlk duyduğumda pek anlam verememiştim. O yüzden çok üstünde durmamıştım. Yıllar sonra yine bir yazının satırlarında tekrar rastladım kendisine. Sanırım daha fazla gözardı etmemeliyim. O zaman irdeleyelim bu cümleyi, bakalım birlikte hangi derin meselelere değineceğiz

Bence dünyaya ve insanlara ait olan soruların belki de %90’ını tek nefeste özetleyen bir cümle…

Dünya’ya gözümüzü açtığımız; mahallenin, ilçenin, şehrin, bölgenin, ülkenin ve kıtanın hiç birinin seçim hakkına sahip olmadan, bu milyarlarca ihtimalden sadece birinin sonucunda herhangi bir coğrafyada dünyaya geliyoruz ve hayatımız şekillenmeye başlıyor. Bu kadar farklı çevrelerde, bu kadar farklı şartlarda hayatımızı sürdürmek için çabalayıp duruyoruz.

Hiç birimiz doğum yerimizi seçme şansına sahip değiliz. Öyle bir kader ki bir masal diyarına düşme ihtimalin de var veya bir cehennemin ortasına düşme ihtimali de var. Tamamen kadere teslim olmuş bir ihtimalden bahsediyoruz.

Bu yüzden her coğrafyanın ırkı, dili, kültürü, geleneği farklı. Ben bunu bir bahçeyi güzelleştiren rengarenk çiçeklere benzetiyorum. Bizde yeryüzünü boyayan rengarenk çiçekler gibiyiz aslında. Dünyayı güzelleştiren milyonlarca farklı güzellik. Keşke ömrümüz ve imkânlarımız el verse de her birimiz bu farklı coğrafyaların havasını yakından soluyabilsek, belki o zaman yaratıcının, bu güzel kaderinin güzelliğini idrak edebiliriz.

Hiçbir coğrafyanın diğerine üstünlüğü yok, her coğrafya farklılığıyla özel ve güzel. Neden bunu görmezden gelip kendi coğrafyamızla üstünlük kurmaya çalışıyoruz ki…

Coğrafyalara üstünlük atfedilmesi, diğer coğrafyalardan daha üstün görülmesini kabul etmiyorum. Hiç bir coğrafya, hiç bir ırk, hiç bir dil birbirinden üstün yaratılmadı. Vazgeçin artık insanların ellerinde olmayan bu yaradılış özellikleriyle onları yargılamaktan. Yaratıcı her varlığı eşit yarattı. Yok, eğer böyle adaletsiz bir yaradılışın olduğunu iddia ediyorsanız, kusura bakmayın, benim böyle adaletsiz bir tanrı tasavvurum yok.

İnsanların ellerinde olmadığı bu kaderden dolayı, yeryüzünde milyonlarca insan haksız yere cezalandırılıyor, doğuştan suçlu görülen milyonlarca insan. Hâlbuki her coğrafyanın kendine has özelliklerinin ve güzelliklerinin olduğu gerçeğini bir idrak edebilsek, belki de şu an yeryüzündeki sorunların %90′ nını ortadan kaldırabiliriz fakat gelin görün ki bu gerçeği bir türlü kabul edemedik.

Dünyanın dört bir yanına baktığın zaman sırf yaşadıkları coğrafyadan dolayı ezilen hor görülen milyonlarca insan var. Orada yaşadığı için farklı ırka sahip olan bu insanlar, sözüm ona gelişmiş coğrafyalar tarafından küçümsenmiş, ezilmiş, sömürülmüş yıllarca. Bu konuyla ilgili araştırma yaparken, dünyanın gelişmemiş – daha doğrusu gelişilmesine fırsat verilmemiş- coğrafyalarında yapılan kamera çekimlerini izledim. İnsanlık onuruna dokunan bir manzarayı gözlemledim. O coğrafyanın insanlarının yüzlerine dikkatlice bakın, hep çekingendirler. Korkuyla yüzlerinize bakarlar, çünkü yıllarca yaşadıkları coğrafyanın getirdiği farklılıklardan dolayı kabul edilmemiş ve aşağılanmıştır. Bunu yapanda sözüm ona dünyanın süper güçleri diye tanınan metropolitan coğrafyaları. Bu coğrafyalar medeniyetin beşiği olarak tanımlanır. Yıllarca diğer coğrafyalara, ikinci sınıf insan muamelesi yapıp, önemli gelir kaynaklarını insafsızca ellerinden alıp, hatta bu iş gücünü bile o coğrafyanın yerli halkının sırtına yükleyip, sonunda da sömürülmüş bir coğrafyayı onlara miras bıraktılar. Bu muameleyi reva gören bu devletlerde; özgürlük, demokrasi, insan hakları naralarının en çok duyulması da ayrı bir ironi.

Aslında çok uzağa gitmemize gerek yok kendi ülkemizden de örnekler verelim. Eminim sizlerde çok defa şahit olmuşsunuzdur bu coğrafi farklılıkların oluşturduğu sorunlara. Ülkemizde bunun en uç örneği “Doğu” diye anılan Doğu Anadolu ve Güneydoğu bölgelerimizdir. Yıllarca batı illerimizde ki bazı kesimler ikinci sınıf insan muamelesi yaptı doğudaki vatandaşlarımıza, ırklarından dillerinden yaşam koşullarından kültürlerinden dolayı hor görüldü. Nesillerin zihninde “Doğu” bir geri kalmışlığın, bir medeniyetsizliğin simgesi olarak kaldı. Öyle ki orda doğan insanlar bile bunu bir şansızlık ve bir eksiklik olarak görmelerine neden oldu. Yıllarca bu coğrafyada yaşayan insanlar, doğulu olduğunu söylemekten çekinir, özgürce kendi benliğini yaşayamaz ve sürekli içinde bir eziklik duygusu ile yaşadı. İnsanlara bu kadar Doğu’yu kötü gösteren medyanın da payını da unutmamak lazım. Çekilen film ve dizilerde, genelde o coğrafyanın yanlış davranışları üzerinde duruluyordu. -ki her coğrafyanın yanlışları vardı ve bu gözardı edildi.- Batı illerin gözünde doğu insanı cahil, barbar, medeniyetten uzak tabiri caizse öcü olarak gösterildi. Bu şekilde ne yatırımlar yapılabildi o topraklara ne de halk oraya teşvik edilebildi. Bana abartıyorsun diyenler cevabım; hâlâ bu ülkede zorunlu doğu görevi var. Hâlâ o topraklarda yaşamak istemiyor insanlar, hâlâ kendi coğrafyalarını terkedip büyük şehirlere giden yerli halk var ve hâlâ doğu denilince insanlar geri adım atıyorlar. Çoğu devlet çalışanlarımızı, bu topraklara zorunlu görev icabı olarak gönderiyoruz. Haliyle geri kalmışlığın sebepleri de bu şekilde ortaya çıkmış oluyor. İşte bahsettiğim konu tam olarak bu. Kaderleri olan bu coğrafyanın getirdiği farklılıklar yüzünden bu insanlar bedel ödüyor. Size buna benzer yeryüzünde yüzlerce örnek verebilirim. Daha önceden de ifade ettiğim gibi, insanlık tarihinin %90’nını bu coğrafi farklılıkların getirdiği sorunlar oluşturur. İnsanlar her coğrafyaya özel olan bu farklılıkları kabul etmediği sürece, dünyada ki kaoslar son bulmayacak.

Gelin dostlar, İbn Haldun’un bu veciz sözlerine kulak verelim. Kimseyi doğduğu, yaşadığı coğrafyayla yargılamayalım. Coğrafya insanoğlunun kaderidir. Çocuklarımıza insanların coğrafyalarından dolayı kınanmaması gerektiğini, bunu seçim şansımızın olmadığını fakat her coğrafyanın da kendine has güzelliklerinin olduğunu öğretelim. Bu farklılıklar olmadığında dünyanın eksik ve anlamsız olacağının bilincini verelim. Kısacası daha önceden de ifade ettiğimiz gibi; rengârenk çiçekler bir bahçeyi nasıl güzelleştiriyorsa, yeryüzündeki bu farklı coğrafyalarda, dünyayı güzelleştiren çiçekler olduğunu, onlara sık sık hatırlatmalıyız.

İşte tüm bunlardan dolayı ne zaman bir insanı başkasına doğup, büyüdüğü, yetiştiği coğrafya hakkında üstünlük kurmaya çalışırken görsem aklıma bu söz geliyor artık.

“Coğrafya Kaderdir…” kimse doğacağı coğrafyayı seçemiyor, mühim olan kendini yetiştirip, düşüncelerini seçip filtreleyebilmesi.

Bütün ayrışımların bittiği her insanın dinini dilini ırkını özgürce yaşayıp bundan dolayı kınanmadığı bir gelecek olması umuduyla..

 

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 2 eseri bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları