DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

ÇÖPE GİDEN KAĞIT, KALMAYAN ANI / Gülşen Güler

Fotoğrafı yırtmakla anı biter mi sanıyorsun da paramparça edip çöp poşetine atıyorsun? Çöp kamyonu gelip götürüyor nasıl olsa. Sen bitti sanıyorsun.

Gece olunca görüyorsun ki bitmemiş. Aklın aynı sahneyi tekrar açıyor önüne. Bu sefer de yırttığın an geliyor aklına. Ne kadar uğraşsan da uyumaya çalışsan da o yırttığın anı da saklayamıyorsun aklında. 2 ay öncesi oturup kahve içtiğiniz, kokunuzun sindiği o koltuk da… Hani hep derdin ya “Vanilya gibi kokuyorsun.” diye, sonra tatlı tatlı atışmaya başlardınız. Anılarını yırtıp attın sandın. Nasıl unutulur?

Sonra anlıyoruz ki biz unuttuğumuz için yırtmıyoruz, unutamadığımız için yırtıyoruz. Sanki yırtınca unutuluyor da… Çünkü bakınca dağılıyoruz. Çünkü “Görürsem yine aynı yere dönerim.” diye korkuyoruz. Kendimize verdiğimiz en kolay teselli bu: “Gözüm görmesin de unuturum, aklıma gelmez.” Hiç gelmez mi? Sen öyle sanıyorsun.

Oysa unutmak başka bir şey, yırtmaksa bakmaya gücünün yetmemesidir.

Fotoğrafın kendisi önemli değil zaten. Önemli olan orada gülmüş olmanız, susmuş olmanız, el ele tutuşmuş olmanız. O an yaşandı, bitti. Kağıdı yakmak o anı unutturmaz ki.

Belki de mesele vedalaşmak anılarla. Kağıdı yırtarak kendimize söz veriyoruz güya: “Bundan sonra bakmayacağım.” Ama gerçek değil ki… Vedalaşma kağıtla olmaz ki, içimizde biter.

Belki de en cesur şey yırtmamaktır. Her şeyi unutmak zorunda değiliz. Bazı kırıkları taşıyarak yürümeyi öğrenebiliriz.

Ben bugün yırtmadım. Dolabın en arka yerine, onun o çok sevdiği kırmızı renkli kazağımın altına bıraktım. Bugün sadece ama sadece bakmadım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir