Posta Sızısı / Gülşen Güler

Köyün sessizliği yine o derinden gelen türkülerle tamamlanırdı…
Postacının yolu, bir gurbet yolu gibi gözlenirdi. Omzundaki çantada sadece mektuplar değil; uzak diyardaki oğulun kokusu, asker yolu gözleyen yarin selamı, şehre giden çocuğun özlemi taşınırdı. Kapıda bekleyen anaların gözü, çantadan çıkacak zarftaydı. Çay demlenir, gözlükler silinir, mektup okunurdu. Satırlar yüksek sesle okunurken odadaki herkes nefesini tutar, dikkatle dinlerdi. Mektup bitince sandığın en dibine, örtülerin arasına saklanır; köyün sessizliği yine o derinden gelen türküyle tamamlanırdı.
Akşam ezanıyla birlikte köyün üzerine çöken o sessizlik, gurbetlik acısını bağrına basar, her ocağın tütüşünde saklardı. Kalem susar, mum ışığında herkes kendi içindeki uzağı düşünürdü. Hava karardıkça geriye sadece bitmeyen bir hasret ve umutlar kalırdı.
Bir Cuma günüydü, çöktü bir hüzün, Kalem bile sustu, soldu gökyüzü. Bir zarfın içinde kaldı gül yüzün, Mektubun saklıdır, her satırı hüzün.
Cuma günü yine köyün yolunda, Bir zarf taşır postacı kolunda. Gözü kapıda anam, eli koynunda, Kalemi kıran gurbet, sızı solunda.
Bir zarfta saklı kaldı o mazi, Gözüm yolda bekler her Cuma’yı. Elde kalem yazarım bitmez sevdayı, Ömür geçip gidiyor sarmadan bu yarayı.

