Kahve Kokusu Sinen Ellerim / Ayşe Karaca

Ey sevgili! Kahve kokusu sinerken ellerime, şöyle bir nefes çekiyorum derinden. Öyle bir çekiyorum ki, sanki ben senin içinde, sen benim ta içimde en derininde.

Söylesene Cân!  Daha kaç deniz keser ki nefesimi sensiz? Kaç yaşam denen dünya sürgünü çürütür ki etimi bedelsiz? Daha kaç  yüz tane sahte maske gerek solgun yüzüme? Daha kaç ebemkuşağı gerek yağmuru eksik gök yüzüme?

Ağır ağır iniyorum tek nefesle çıktığım semadan yer yüzüme.  Varıyorum kavuşuyorum  mis kokulu toprağıma.

Kanattıkça kanatıyorum kabuk bağlamaya yüz tutmuş yaralarımı.  Gizliyorum inceden inceye can yakan sızılarımı.

Sırtımda köhneleşmiş en eski kışlar, sırtıma buz gibi hasretini damlatan yazlar. Omuzlarımda  ağır aksak sanki hiç gelmeyecek gibi duran yarınlar. Dalları  siyaha çalan, dünü çoktan tükenmiş baharlar.

Dökülüyorum yaprak yaprak o son fütursuz  bakışlarında. Korkutuyor  beni damarlarımdan yere boşalan kanın kırmızısı, hücrelerim kuyudan  iniltisi gelen Yusuf  sancısı.

Dudaklarım sır olmuş yok ki açabilen. Ayrılık atomuma düşen damla gibi düşüyor evrenime ve parçalıyor benliğimi gözyaşlarım. Ben sende kaybolmuşken, sen neredesin ey sevgili?

Sanki yâr’ini kör kuyulardan kurtarıp,  zindana attırmış gibi sancılı ellerim. Koşsam sana, sığmam öyle dar ki beyin koridorlarım. Lâl çığlıklar ardından geliyor yürek yangınlarım. Hep sensizlikten yana dem vuruyor, vurgularım.

Ruhum sana koşulsuz rehin. Bedenimin itirazı yok esaretin. Alacası çökmüş güneşler dizildi içimin günbatımına. Ha gayret battı batacak hiç doğmamacasına. Bak işte senin bitimsiz iklimlerinde, gök gürültüsü gibi düşüyor aklar saçlarıma.

Hasretin düşürdü beni, senin o uçsuz bucaksız mor cennetine.  Salıyorum artık içimde tuttuğum nefesimi. Ha düştü düşecek göz kapaklarım. Ha bitti bitecek yarına dair umutlarım.

Korkuyorum seninle yaşadıklarım ya  düş/se. Ya da ben düş/sem toz toprak içinde gidemezsem gönül rıhtımından?

Dumanı sana doğru gelen yangınlar çıkıyor bağrımdan. Dayanması  zor hareler yükseliyor göğüs kafesimden, yine de gülümsüyorum. Kıskançlıkla gülümseyen, alay edenlerin yüzlerine, inadımdan.

Ben senin gül yüzüne sevdalıyım Sevgili!  Ya rüyalar görüyorum bulutlu, bulutsuz gölgelerin arkasından. Ya cemaline adadığım ömrüm, uçsuz bucaksız gönül çölünde seraplar görüyor, ya şiirler yazıyorum sana, yine senden habersiz.

Yüreğimi yakan çığlıklar yükselirken davudi makamından uçsuz bucaksız semama. İçimde ordular kuruyorum kendimden, yine kendi içimde ki kendi krallığıma.

Dönüp duruyorum senin haberin olmadan senin  eksenin etrafında.  Dönüyor dönüyorum hiç kimseye hiç bir şey söylemeden. Hiç durmadan ve yakılıp yıkılmadan.Diriliyor can bedenimde her gün gelip gittiğim ölüme sanki alay edercesine. Ben hep sana dönüyorum elimde olmadan.

Bak ellerim yine boş, ellerim yine amaçsız. Açtım ellerimi gel diyorum ve her zaman ki gibi yine sen duyarsız. Ben ise bir tek sana vurgunum ve bir tek sana arsız. Beynimde kör kütük sevdalıların izdüşümü.  Çöz yoruldum artık gönlüme attığın bu kördüğümü. Bu sözler ki tek sana kifayetsiz. Sözlerim ki bir tek sana art niyetsiz.

Artık aldığım hava da yetmiyor.  Ey toprağından can verilip karıldığım. Belki de bugün o gündür  diyerek varlığına sarıldığım.  Söyle ey sevgili kavuşamayacak mıyım sana? Basamayacak mıyım bağrıma? Bin bir gece masalları yazsam ömrüme, mesela yansam, yaksam, yakılsam, bağırsam, gönül sarayımı dağıtsam. Yine de varamayacak mıyım sana?  Kaybolamayacak mıyım  varlığında?

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir