DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Ara Sokakların Şairi / Abdulbari Karabeyeser

İyi bir şiir okudum diyenlerin limanıdır Müştehir Karakaya. Rengârenk manzaralarla örülüdür mısraları. Kâh günbatımlarında dolaştırır muhayyilenizi, kâh bir çoban çeşmesinin kurnasında dinlendirir ruhunuzu. Söyleyecekleri vardır size anlatmaktan nefes nefese kaldığı. Dualar, şarkılar, Kaf dağının ardından demlenmiş gizemli masallar, uzak yaz akşamları, vapurlar, çocuk sesleri, ay, mehtap, irili ufaklı yıldızlar, yıldız kümeleri, Samanyolu, gece, sabah, gün ışığı, tebessüm, aşk, dostluk, vefa, sevgi, hasret, özlem ve bir tutam hüzün! Sonra da ayrılıklara duçar iç içe geçmiş düzinelerce hikâye, öykü, roman, şiir…

Ayak tırnaklarından saç tellerine kadar şairdir Müştehir Karakaya. Eskilerin tabiriyle şair-i maderzat, anadan doğma bir şair. Şiirin hem “hâl”ini hem de “muhal”ini kavramış, Hafız’dan,
Galip’ten, Sadi’den tevellüt görkemli bir şiir şölenine götürür muhayyilenizi onda vücut bulmuş terennümler. Bizim mahallemizin, bizim aidiyetlerimizin, bizim renklerimizin derinliği saklıdır onda. Alıç ağacını daha çok severim ama sizin gönlünüz hoş olsun diye söylüyorum bir çınar altı havası vardır onun mısralarında; yüreğe dokunan, gönlü ısıtan ve besleyen bir hava! Mesela yarına dair tatlı tebessümlerle yormaz sizi, sadece dinlendirir ve dudaklarında mısralar uçuşan mavi gözlü bir sevgiliyle buluşturur ellerinizi, şehirlerarası bir otobüsün arka koltuklarında, en mahrem vakitlerde. Dudaklar susar, gönül kanatlanır bir eda ile gökkuşağının heft rengine bürünür usulca. Ve siz şairle bir yolculuğa çıkıyorsunuz “Zaman gergefinde kitabeler” de “Yusuf’un Sayıklamaları”yla.
Yerleşik bir şair değildir Karakaya. Ne şehre gebedir, ne de dağ köylüsüne yabancıdır. Sokak sokak, cadde cadde içinizin sesine uyanan tebessümlerle doludur heybesi. Bir yaz gecesinin düşü gibi mehtapla raksa duran deli dolu duyguların heykelini yontar mısralarında. Onu anlamak için değil ama yaşamak için bir mesain olmalı mataranda. Mataran kuru kalabalılardan arınmış ab-ı hayat suyu taşımalı dudaklarına yoksa aklın duygularına yan çizen bir çöl rüzgârı gibi kum taneciklerine boğar tebessümlerini.
Henüz ortaokuldayken tanımıştım bu deli dolu şairi. Saçlarıma aklar düştü, ömrümden yıllar geldi geçti ama o hala da şair, hala da minberden inmeyen bir söz avcısı, hala da “Kapısı ırmaklara açılan” mütevazı bir deniz. Onu okumak ve anlamak bir lütuftur.

Bir bakraç gibi elimden tutar köyümün çeşmelerine götürür her okuyuşumda. Onunla birlikte yeniden ıslanırım köyümün yağmurlarında, yeniden toplarım hülyalarımı “eski zaman düşlerine sarkıtılan ipler” ine tutunarak… Çünkü biliyorum ki oralarda bana ait unuttuğum bir şeyler var ve ben o unuttuğum şeylerle yeniden yüzleşerek bir mutluluk atlası çıkarıyorum kendime. Ne diyorduDescartes: “Şiir, insanı bir ırmağın kıyısına götürür ve yıkar.” Evet, doyasıya beni yıkayan ve arındıran bir şiir denizidir Müştehir Karakaya. Siz de gelin bu denizde yıkanın derim çünkü bu denizin suyu hepimize yetecek kadar mavidir.

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 9 eseri bulunmaktadır.