DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Başımıza Bir Hal Gelir Bilinnez / Mustafa Alagöz

Yazın plajda unutulmuş bir  terlik tanesi kadar yalnızım. Kuş yemi kadar saç tokası kadar yalnızım.  Taşların üzerinden süzülen yağmur suyu ile yetinip kırlarda açan papatya çiçeği kadar yanlızım.

Ara ara gelip misafirim olan biri yine çat kapı geliverdi. Beni boğmak istiyor. Gecedir. Sabaha gitmiş olacak dedim. Gitmedi. Kaldı yanımda. Eski günleri düşünüyorum. Demek ki sevdiklerimi zaman içinde ağır ağır kaybetmişim. Sanki onların gitme hakları yokmuş gibi üzülüyorum. Onlar için yeniden  yakınıyorum.

Virüs nedeniyle çoktandır dışarı çıkamıyorum. Şehir giriş çıkışları kapatılmış durumda. Otobüs terminalleri boş, simsarlar artık bağrışmıyor. Yolların beni sevdiklerime yeniden götürmesini özlüyorum. O çok uzaktaki yerleri özlüyorum. Belki hayatımda hiç gitmediğim şehirlerin kasabaların terminallerini,  dinlenme tesislerini,  anonslarını hayal ediyorum.

Gökyüzünü ancak avuç içi kadar gösterebilen pencerelerden sevdiğim kuşların seslerini duyuyorum. Bir yangından arta kalan doğanın sesleri pencereme bakan sıvası dökülmuş komşu binanın kızıl tuğlalı cephesine çarpıp bana ancak ulaşıyor.  Yeşile boyanmış dağ yamaçlarında bulutlar koşarak ilerliyor. Bölük pörçük bir rüyada gibi uzaktan izliyorum. Çoktandır darılıp uzaklara gitmiş olan doğanın ancak yansımalarını hissediyorum. Gözlerim camdaki leke ile mavisini yitirmiş,  iyice daralmış gökteki bulutu birbirinden ayıramaz oldu. En ufak sesleri  bile kör cepheli pencerelerden sarkarak bir pencereden diğerine koşarak dinliyorum.

Hayat izi arıyorum mart kedilerinin kavgasında, kırlangıçların kanat seslerinde. Yağmurun saçlarımı ıslatmasını istiyorum.   Bir nefes almak istiyorum, temiz, pervasız bir ciğerlik hava şöyle göğüs dolusu kadar. Yürümek istiyorum, çöplerin boğmadığı bir sokakta. Üzerine tükürülmemiş bir kaç kaldırım taşı olsun, kapı önlerinde gül hatmiler yükselmiş olsun istiyorum.

Yeşil bir ağaç dalının en az makarna, sigara, tuvalet kağıdı ve traş bıçağı kadar kıymetli olduğunu anlıyorum. Belki de sevdiklerimle bir daha görüşememe kaygısı yüzünden her şeyi daha çok önemsiyorum.  Nasıl da gülüp geçmişim yıllarca hiç kıymet bilmeden. Eskiden her fırsatta aradığımız arkadaşları şimdi rahatsız ederim korkusuyla aramıyorum. Ellerim telefona bir uzanıyor bir geri kaçıyor. Yine o öküz gibi yalnızlık gelip göğsüme oturdu.  Gitmesini bekledim. Gitmedi.

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 10 eseri bulunmaktadır.