DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Yaralı Ceylan Ağlardı / Mustafa Alagöz

Eskiden çok eskiden,
revan ovasında, beslediği inekleri ile ün kazanmış bir kadın vardı,
zühre kadın…
kocası da çok güzel kaval çalan “ince uzun parmaklı” bir çobandı,
ağrı dağı eteklerinde…

zühre kadın,
komşu köydeki feki’ye muska yaptırdı bir yayla dönüşü
ineklerine nazar değmesin diye

feki,
muskaları ineklerin boynuna asarsın dedi, okudu üfledi,
aradan epey zaman geçti
zühre kadın,
duaya karşılık hediyesini vermek için gitti komşu köye,
feki’nin köyüne
iran’dan gelmiş ipek bir yazma aldı ayrıca
feki’nin küçük karısına hediye olsun diye…
feki’yi evde bulamayınca
feki’nin daha önce tembih etmesine rağmen parayı ve yazmayı feki’nin büyük karısına verdi.
akşam feki’nin büyük karısı, küçük karısına hediyeyi vermedi.
muska parasının da bir kısmını kendisine sakladı.
belli ki feki buna çok kızdı.

Feki,
ayrıca zühre kadının kızına,
güzel susan’a iki muska yaptı, peşinden gönderdi
biri kapı üstüne asılsın, diğeri de eşiğe gömülsün dedi
müjde verdi, kızına arkadaş oldu biri, kısa zamanda evlenecek deyin dedi…

zühre kadın,
ayağım kırılsın dedi sonraları anlatırken bu hikâyeyi
feki’nin dediklerini yaptım.
kızımın çoban babasından habersiz,
muskayı eşiğe gömdüm dedi ağlayarak…

üç dağ üç siyah ineği o kış zincire düştü zühre’nin
bilmem kaç inek düşük yaptı
güzel susan’a bir haller oldu
komşular, gözün çıksın dediler
ineklerin yazın yaylada şehitliklerde otlanmış dediler
yavrular ondandır ölü doğuyor dediler
çoban kışlakta, olan bitenden habersizdi…

zühre gençliğinde çok güzel bir kızdı,
yaylaların gökçe ceylanı, ığdır ovasının maralıydı…
gecikmiş bir güzdü, sürüler evlerin yakınında gecelerdi.
ağanın çobanı çok güzel kaval çalardı, ılgın ağaçlarının arasından sesi gelirdi akşamları…

komşu köyden bir genç medrese eğitimi almak için köylerine gelmişti,
zühre’nin babası varlıklıydı ve ayrıca köyün ağasıydı.
bu genç, her akşam medrese hocasının yemeğini almak için zühre’lerin evine gelirdi.
her defasında yemekleri zühre kapıdan verirdi…

gel zaman git zaman
dökülmüş iki avuç söğüt yaprağı çevrelerini sarmaladı, ayaklarının altından savruldu,
elleri denize değmiş gibi gözleri dalgalandı dalgalandı,
gökte bir turna sürüsünün göçünü izlediler, onları kendilerine paylaştılar,
zühre ile feki birbirlerini çok sevdiler…
bir gün feki askere çağrıldı, gitmeden sözleştiler, ağlaştılar,
sazlıklı aras nehrinin kenarında, uzaklardan duyulan çoban kavalının eşliğinde…

fakat feki, rus harbinde yaralandı dediler
uzun yıllar haber alınamadı
öldü dediler…

zühre’nin yaşlı babası öldü,
zühre babasının çobanı ile evlendirildi.
zühre’nin kalbinde, derinde bir yerde yaralı bir ceylan vardı.
çoban ancak kaç ayda bir dağdan inerdi.
ama çok güzel kaval çalardı, zühre ağlardı yaralı ceylan ağlardı…

uzun yıllar sonra feki iyileşmiş olarak çıkageldi
komşu köye yerleşti,
kısa zamanda,
bütün yörenin duasına başvurduğu bir şeyh oldu.

serin bir güz mevsimiydi, iğdeler toplanmıştı.
ılgın ağaçları yapraklarını dökmüş üşümüştü.
hacıleylekler çoktan göç etmiş gitmişti.
aras boyunda yabani söğüt ağaçları renklerini ekşitmişti.
susan akşam dışarı çıkınca bir kedi sesi işitti.
ahırın yanında, su kanalının kıyısındaki sazlıkta üşümüş siyah bir kedi yavrusu gördü.
annesinden habersiz onu ahıra koydu üşümesin diye
susan kediyi ahırın karanlık köşesinde bir kaç gün besledi
başka bir akşam
susan, doğmak üzere olan ineği, mercanı yoklamak için ahıra girince biri adı ile seslendi
ahırın dibinde, altın tahtında oturmuş, ona seslenen bir genç gördü, bir sultan…
ince narin, perçemi karakaşları üzerine inmiş, zeytun gözlü bir genç…
feki zühre’ye ceza olsun diye kızını evlendirmişti
revan umum cinleri şahının oğlu ile
cinler şahının oğlu seslendi, gel yanıma otur dedi.
susan’ın gözleri karardı,
ahır saray oldu,
inekler evcil ceylanlar oldu,
yaba ve kürekler altından yelpaze,
kapı pencere ne varsa hepsi dile geldi alkış tuttu,
susan her akşam sazlı sözlü eğlence meclislerine uçtu…

susan içine kapanır, bazen ağlar bazen güler
çok talipleri olur varmaz
gözleri,
gözleri sonbaharın tenhasında dağılır gider

aradan çok zaman geçer,
susan ölülerden beter bir hal alır,
zühre kadın ve kocası,
Susan hastadır derler şeyh, mela, hastane derken diyar diyar gezdirirler derman bulamazlar…

uzun yıllar sonraları
karlı uzun bir kış gecesiydi
zühre kadın, kızının boğulma sesine uyandı,
kızı, beni boğuyorlar diye bağırıyordu.
annesi ilkin, boğsunlar diye başını yorganın altın sakladı
boğsunlar da kurtulayım dedi yaşlı halimle…
sonunda dayanamadı, ne var diye seslendi
kızı, anne beni almaya geldiler
metruk ahırda mahkeme kurulmuş bu gece dedi.

evlendiği cinler şahının oğlu meğerse başı bağlıymış
isfahan cinleri şahının güzel kızı zozan ile evliymiş
güzel karısı arz-u hal etmiş, şikâyetçi olmuş…

zühre ağladı cinlere, kızımı feki muska ile zorla evlendirdi dedi.
bildiği bütün duaları okudu, çare etmedi.
ahırda elleri bağlı oturdular, lorin lorin ağladılar.

isfahan’dan gelmiş yaşlı cinler, evlilikleri üzerinden on üç yıl geçen kızı suçsuz buldular.
revan cinler şahının evli oğlundan susan’ı boşadılar.
yaşlı kadını ve güzel kızı susan’ı azat ettiler,
metruk ahırın damından, bir grup ehil güvercin olup kanat çırptılar
uzaktan uzaktan gelen çoban köpeklerinin seslerine aldırış etmeden uçtular gittiler…

 

 

feki; medrese talebesi

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 10 eseri bulunmaktadır.