Hangisi Daha Kıymetli: Kalp mi, Kâbe mi? / M. Asıf Işık

Kâbe’den bahsetmişken insandan bahsetmemek eksik kalır. Şöyle ki; Cenâb-ı Allah’ın “Beyti” yâni “Evim” diyerek şerefli kıldığı Kâbe, ilk olarak Hz.Adem (as) ve oğlu Hz.Şit (as) ile birlikte ilk olarak çamurdan ve basit malzemelerden yapılmıştır. Daha sonra Hz.İbrahim (as) ve oğlu Hz.İsmail (as) ile birlikte taştan ve dünyadaki maddî varlıklardan inşa ettiklerinden bir âyette şöyle bahsedilmektedir: “Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah´ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.” (Bakara Suresi, 127.âyet)
Ancak insan, bizzat Cenâb-ı Allah tarafından “Allah, “Ey İblîs” dedi, “Kendi ellerimle yarattığım şu varlığın önünde secde etmekten seni alıkoyan nedir?…” (Sad Suresi, 75.âyet) beyânı, insanın Kudret-i İlâhî’nin “ellerimle yarattığım” ifadesiyle özel olarak yaratılma şerefine nâil olmuştur.
Bir hadis-i şerifte ise Hazreti Peygamber Efendimiz meâlen “Allah sizin şeklinize, şemâilinize ve mallarınıza bakmaz; bilâkis, Allah kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, 1, 33) buyurmuştur. Bundan dolayı bâzı sûfîler “Kalp Allah’ın evidir ve Mahbûb-u Hakiki’den (gerçek sevgili) başkasının insanın mahremi olan kalbine girmesi haramdır, demişlerdir.
Bir defasında Hazreti Peygamber Efendimizin (sav) Kâbe’yi tavaf ederken söylediği şu hadisi de bu mânâyı teyid etmektedir: “(Ey Kâbe!) ne kadar hoşsun, kokun ne kadarda güzel! Şânın, hürmetin ne kadar da yüce! Lâkin, canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki Allah nezdinde malı ile canı ile müminin hürmeti ve dokunulmazlığı senin hürmetinden daha büyüktür.” (İbni Mâce, Fiten 2)
Bu sebeple, mü’min bir insan Kâbe hürmetinde sayılmıştır. Bediüzzaman Hazretleri de Mektûbât isimli eserinde bu meseleye “…Kâbe hürmetinde olan imân ve Cebel-i Uhud (Uhud Dağı) azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği halde …” (Mektûbât, 22.Mek.2.Vechi) sözleriyle temas etmiştir.
Her ne kadar sıhhati hususunda bazı âlimlerin ihtiyatla yaklaştığı, ancak lafzen değilse de mânâsı hakikat olan bir hadis-i kudsî de Cenâb-ı Allah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Ben göklere ve yere sığmam, fakat mü’min kulumun kalbine sığarım.” (El-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2:165; İmam-ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmiddîn, 3:14)Evet, Kâbe’nin biri maddî âlemde Allah’ın yeryüzündeki “Evim” dediği, bütün mü’minlerin câzibesine kapılarak etrafında deveran edip durdukları kâinatın kalbi mesabesindeki Kâbe’dir; diğeri ise kâinata sığmayan Âlemlerin Rabbi’nin “Sığarım” deyip kendisine “Hâne” eylediği, kâinatın küçük bir misali ve fihristesi olan insan bedenine hayâtî maddesi kanı pompalayan, maddî ve mânevî hayatının merkezi olan Kâbe mesabesindeki mü’min insan kalbi…

Zâten pek çok âlim tarafından da kalbi Allah’a imanla, onun mârifeti, muhabbeti, mehâbeti ve mehâfeti ile dolu bir mü’minin kalbi hürmet ve kıymet itibariyle Kâbe’den aşağı görülmemiştir. Hakikat ve hikmet ehlince insanın kalbi “Âyine-i Samed”, yâni Allah’ın on sekiz bin âleme tecelli eden esmâ ve sıfatlarına mâkes olan ayna, tasavvuf erbabı nezdinde “Beyt-i Hüdâ” (Allah’ın evi) gibi kabul edilmiştir. Hacı Bektâş-ı Velî de “Benim Kâbe’m insandır.” demişti. Bu nükteyi Yunus Emre ise bir şiirinde “Bir kez gönül yıktın ise, Bu kıldığın namaz değil.” dizesiyle, namaz kılmak için yönelinen Kâbe’den daha değerli kabul edilen bir mü’minin kalbini kıran sanki Kâbe’yi yıkmış gibidir. O kişinin kılacağı namazın pek bir kıymetinin olmayacağını incelikle ifade etmiştir.
Bu noktada bir hususu yine Bediüzzaman Hazretlerinin kalbin biyolojik özelliğinden ziyâde insaniyetin hakiki varlığının özü ve cevheri olduğuna dair bir açıklamasını ilâve edelim: “Kalbden maksat, sanevberî
(çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir (Kalpteki ince duygular) ki, mazhar-ı hissiyatı (duyguların yansıdığı) vicdan, mâkes-i efkârı (fikirlerinin aynası) dimağdır. Binaenaleyh (Bundan dolayı), o lâtife-i Rabbaniyeyi tazammun eden (içine alan) o et parçasına kalb tâbirinden şöyle bir letâfet (ince mânâ) çıkıyor ki, o lâtife-i Rabbaniyenin insanın mânevîyâtına yaptığı hizmet, cism-i sanevberînin (bedendeki kalbin) cesede yaptığı hizmet gibidir.” (İşârât’ul İ’câz, Bakara Sûresi, 7.âyetin tefsiri)
Şu durumda hangisi daha değerli acaba? Allah’ın kudret eliyle yarattığı Kâbe hürmetindeki kalp mi, yoksa peygamber de olsa insanın yaptığı bina olan Kâbe mi? Bunu ancak ve sadece bütün kalpleri elinde tutan, her gizliyi ve açığa çıkarılanı, her şeyin iç yüzünü, gaybı ve şâhit olunanları bilen ve gören Allah bilir.
Fakat kalplerimizi birer Kâbe yapmak bize bağlıdır; çalışıp gayret eden yapabilir. Allah inananların yâr ve yardımcısı olsun.


Tebrikler maşaallah