DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Bir Masalımız Var Dostlar.. / Gülşen Güler

SAKIZ AĞACI İLE TAŞ KALE

Benim adım Eskihisar. Benim dillere destan iki sevdiğim var. Biri köyün tam ortasında duran 450 senelik Sakız Ağacı, diğeri de tam karşısında duran 850 yıllık Taş Kale.

Ağustos’un son günleriydi. Hava biraz esintiliydi.

Köyün ortasındaki Sakız Ağacı’nın yanından geçen herkes durup derin bir nefes alırdı. Mis gibi kokardı kışın bile. Altına oturan da başlardı derdini anlatmaya. Sakız Ağacı da hiç ses etmeden dinlerdi.

Tam karşısındaki kale de boş durmazdı. Kendi kendine mırıldanırdı: “Bu köyü kötülerden ben koruyorum.”

Ve yağmurlu, soğuk bir günde başladı asıl hikaye.

Bir sabah kalktık ki ağacın yaprakları sararmış, dalları kırılmış, yapraklar yere sarı bir çarşaf gibi serilmiş. Kale de adı gibi taş kesilmiş, ağzını bıçak açmıyordu.

Hatice ile kedisi ekmek almaya giderken gördüklerine şaşırmışlar.

“Bunda bir iş var,” demişler. Ekmeği aldıktan sonra önce ağacın yanına gitmişler.

“Ne oldu sana böyle Sakız Ağacı? Neden güzel kokun etrafı sarmıyor artık?” demiş Hatice.

Ağaç iç çekmiş: “Kızım, kaleyle küstük. Ondan böyle sararıp soldum. Kokum da ondan gitti.” demiş.

Sonra kaleye gitmişler. “Sana ne oldu Kale? Hani o eski heybetin?” demişler.

Kale de: “Sakız Ağacı beni unuttu. Bir merhaba bile demiyor artık.” demiş.

Buna Hatice ile kedisi çok üzülmüşler.

Kedi dayanamayıp çatının üstüne çıkmış: “Miyav! Miyavvv! Herkes meydana gelsin!”

Hatice de seslenmiş: “Eskihisarlılar! İki eski dost küsmüş, barıştırmamız lazım!” demiş.

Herkes toplanmış meydana. Düşünmeye başlamışlar, nasıl bir şey yaparız da barıştırırız diye.

Sonunda biri bir mani atmış ortaya:

“Çok güzel kokar ağacımızın sakızı, Büyüktür kalemizin taşı. Selamsız kalanın dinmez gözünün yaşı, Bir selamla şenlensin Eskihisar’ın yazı kışı.”

Tam o sırada kaleden gür bir ses gelmiş: “Dalı var, gölgesi var, sakızı derman. Bu nedir?”

Herkes bir ağızdan bağırmış: “Sakız Ağacı!”

Ağaç bunu duyunca sevinçle silkelenmiş. Üstünden bir sürü sakız dökülmüş. Kimi Hatice’nin en sevdiği güllü pembe tokasına, kimi kedisinin patilerine, kimi de Kadriye Nine’nin yeşil hırkasına yapışmış. Her yer yapış yapış olmuş. Hatice’nin tokası saçına yapışmış, kedisi patilerini yalayarak temizlemeye çalışmış, Kadriye Nine ise cebindeki oyalı mendiliyle hırkasını silmeye kalkışmış.

Köy halkı gülmekten yerlere yatmış.

Kale de dayanamayıp gülmüş: “Darılmadım ki ben. Beni unuttunuz sandım. O fırtınada tek başıma ayakta durdum, hepinizi korudum.” demiş.

Köylüler mahcup olmuş: “Haklısın Kale, bundan sonra selam vermeden yanından geçmeyeceğiz.” demişler.

O ara Kadriye Nine gelmiş bastonuyla: “Ah Kale, fırtınada o uğuldayan sen miydin? Ben de seni komşu Esma sanıp her akşam sana içimi döküyordum!” demiş.

Herkes bir daha kopmuş gülmekten.

Sakız Ağacı yeniden mis gibi kokmaya, yemyeşil olmaya başlamış. Kale de eski heybetine kavuşmuş.

Yıllar yıllar sonra Eskihisar’a gelen herkes sorarmış: “Niye bu köy böyle hep güler yüzlü?”

İhtiyarlar da dermiş ki: “Bizim Sakız Ağacımız dinler, heybetli Kalemiz de korur. Biz de onlara her gün selam veririz.” demişler.

Eğer olur da bir gün yolun Eskihisar’a düşerse, önce ağaca bir selam ver. Sonra kaleye el salla. O da sana yukarıdan bir martı yollar.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.

“Bir Masalımız Var Dostlar.. / Gülşen Güler” için 1 yorum var:

  1. @Gülşen hnm yüreğinize sağlık.
    Eskihisar Kalemiz ile Sakızağacı’mızı önce kavga ettirmiş, sonra barıştırmışsınız. 🙂 Yüreğinize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir