DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Karmakarışık / Gülcihan Sinem Öztürk

İnsan gider bazen hissettirmeden evin neşesinden, müziğin sesinden, bir filmin en güzel sahnesinden… Geride kalan izidir sadece, bir parça da eskiye özlem… Ne var ki bugüne kadar çok şey gitmişti ellerimizden, kaybettiğimizi sandığımız gerçekleri bazı düşüncelere hapsederek yok saymıştık. Hâlbuki son sürat koşturmak yolunda tüketirken nefesi epeyce bir hırpalanmıştık. Her yan dört dağ, her yan alabildiğine mavi, gökyüzünde kuşlar, biz sadece kendi içimizde kalmıştık. Çok yıprandık belki bakarken başkalarının hayatlarına, takibi, seyri varlık saymıştık hâlbuki en az boşa çaba harcamak kadarda katıksızdı sevilmeler, ama bir de sevmek vardı ki her yanda mutluluk, her yanda bahar bahçe… Tutunmak vardı bir kuşun kanadına öyle hür, öyle kararlı, öyle sevgiyle… Maksat gölgeden kaçarak değil güneşe sığınarak yaşamak… Bu yüzdendi tüm yangınlarımız, tüm yaşam koşullarında yeniden başlamak… O yüzden bu kadar sıcak sevmelerimiz… Bir garip yakamozun dalgadaki hışırtısı kadar parlak ya da gök kubbedeki bir yıldız kadar uzak, yine de asıl mesele o yıldızı sevgiyle kucaklamak…

Hiç olmuştur tutunduğu sevdalarda, neyi çok istese hep uzakta sayılmıştır. Değişik bir yanı vardır huzursuz sevmelerin… Zaten şair yazar, hissetmez sanırlar… İnsan hissetmediğini yazamaz ki aşikâr…

Bitecek bu yazı huzursuzluğuna dem vuralım biraz da, eksik kalmasın bunca kafa karışıklığı arasında. Klavyeye ya da kâğıda kaleme sarılmışken hiç hissettiğiniz oldu mu bitecek o yazı huzursuzluğunu, ilham almak için direnirken kaybettiğiniz ruhunuzun can bulma çabaları bunlar…

Klavyeye dert anlattınız mı hiç ya da ekranda okudunuz mu çıkmazlarınızı, elleriniz titrerken yorgunluktan zihninizi hafifletmek çabasıyla uykusuz kaldınız mı hiç… Eğer bunların hiçbirini yapmadıysanız, imkânsız olanı biteni anlamanız…

Bir kuş cıvıltısına uyanıp ta heyecan duymayacaksak, kilit vurup dilimize konuşmayacaksak ya da olanı biteni yazıp hayatımıza kaldığımız yerden yeniden başlamayıp hep geri saracaksak ne anlamı var ki okuryazar oluşumuzun…

Duymayacaksak bir rüzgârın ıslığını ya da bir deniz dalgasını, dostların derdini sineye sarmayacaksak ne anlamı var ki idrak etmenin ya da var olmayan sonun… Sonsuzluğu arzu ederken onsuzluğa tahammül edemiyorsak hayat bitse ne olacak… Her şeyin aynı olduğu kocaman bir boşlukta tek fark o zamansız boşluksa, varsayabilir miyiz hatıraları? Bir rüyaydı bitti gitti der gibi yazıp yazıp bitiremediklerimiz…

Çok isterdim kalem istediklerimi yazsın ama o bile kendi başına yalnızlığıyla mürekkep aşkına tükeniyor… Kim bilir hangi köşe başında omuz omuza denk gelecek es geçtiklerimizle, ya da hangi paragraf ortasında bozacak cümlenin akışını… Dinlemez ki kalem işte kendince o da bir serzenişte… Kalem beni dinlemeyecek, yazı beni bezemeyecekse yaşamak öylesine…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir