Efulim (Son Yolculuk) / Nuri Tarkan

 

Bir salon penceresinin camından görünen güneş ışınları, doğmak isteyen bir güneş. Bütün şavkını dünyanın döşüne olanca isteğiyle doldurmak üzere olan bir güneş. Dünyadaki hiçbir yaşanmışlık veya bitmişlik bu şuâları ilgilendirmiyor. İnadına doğan iğrenç bir güneş. Küçük bir bünyenin küçük gözlerinden sızan bir damla sıkışmış gözyaşında parıldayan, varlığını dayatan bir güneş. Bütün haşmetli dehşetini üzerine dikmiş, güneşle düello yapan bir çift göz, sıkışmış gözyaşlarının sahibi ölen bir yaşayıcının gözleri. Güneşin doğuşuna bu kadar içerlediğini daha önce hiç hatırlamıyor ama bugün güneşin her bir ışını yakıp kavuruyor ruhunu.

Alelacele borç para bulunup, bir çift tarafından sabahın beşinde terk edilmiş bir ev. Az önce güneşin ilk iğrenç ışıklarının göründüğü pencereden görülen iki insan. Arkalarını dönmüşler, sırt çantalarına hayal kırıklıklarını, gözyaşlarını ve üzüntülerini doldurmuşlar. İğrenç güneşin yavaş yavaş aydınlattığı toprağa basarak umutsuzca ve hızlıca uzaklaşan bir çift, az önce terk edilmiş evden uzaklara çok uzaklara.

Eski bir televizyon, küçük bir halı, yere alelade atılmış minderler, boynunu bükmüş bir ufo, kenarları olmayan bir kanepe, üzerinde otururken ısınma amaçlı kullanılmış bir battaniye, yerde duran gazeteler, kitaplar, kirli bardaklar, alelade bir minderin üzerinde pil kapağı kaybolmuş bir kumanda, duvardaki şeffaf duvar saati, yanında ustaca çizilmiş bir karikatür posteri, televizyonun yetmiş santim yukarıda durmasını sağlayan televizyon altlığı, içinde amaçsız kalmış cdler, salonun halıyla kapanmamış bölgelerinde duran yuvarlak bir masa ve etrafında eski kapanabilir sandalyeler, odanın tam da ortasında duran bir sütun, sütundaki bir çiviye asılmış yazlık fötr bir şapka, sönmüş tasarruf lambaları… hepsi karanlıkta kalmış. Hızlı terk edilişi anlayamamış, hüzünlenmiş, yetim ve öksüz kalmış bir salon ve eşyalar. Az önce pencerenin önünde dikilmiş iğrenç güneşin doğuşunu izleyen insan ve yanındaki kız şu anda taksiye biniyorlar ve artık güneş kasvetini bu pencereden eşyaların, duvarların üzerine düşürmeye başladı bile.

Sarı bir taksi ve siftahını yapma iştahında bulunan bıyıklı bir şoför, kanayan iki kalbi arabasına alıyor ve kasvetli güneşin ilk ışıklarına şahit olunan yeri hızla terk etmeye başlıyor. Kanayan erkek kalbi öne, kanayan kadın kalbi ise arkaya oturmuş. Sabahın sessizliğinde ilerleyen bir taksi, içinde kanayan iki kalp ve empatisini ispatlamaya çalışan, direksiyonu sağa sola çevirip duran bu arada da kalp krizinden yakın zamanda kaybettiği bir yakınından bahseden, olanca aymazlığıyla iyi niyet taşıyan, şoför mahalline oturmuş iğrenç güneşin arkadaşı bir adam. Kanayan kalpler bakışlarını camdan dışarı atmış, karşılık vermeksizin sessizliklerinde boğuluyorlar. Kalplerinin pompaladığı kan ciğerlerine dolmuş nefes alamıyor boğuluyorlar, kadın: “biraz pencereyi açabilir miyiz?” taksinin yan penceresinden dışarıya atılmış bakışlar güneşle birlikte netleşen dünyayı ve anlamsızlığını izlemekte. Mide bulandırıcı güneş gitgide dünyanın bütün pisliklerini gün ışığına çıkarmaya devam ediyor. En ufak bir nesne bile olması gerektiği gibi değil, yanlış ve anlamsız bugün dünya. Hâlâ yaşayan bir dünya olması gereksiz ve anlamsız, can sıkıcı, yürek paralayıcı. Erkek anlamsızlığa dayanamayıp gözlerini kapatıyor, bir sıkışmış gözyaşı daha istemsiz süzülüyor, farkında değil bu günün anlamsızlığı ruhunu kanatıyor, ruhun kanı sıkışmış bir şekilde kapalı gözlerin kenarından süzülüyor. Gözler kapanınca koca kâinat ufacık bünyesinde, benliğinde, beyninde, algılarının tamamında dönmeye başlıyor dayanamayıp tekrar açıyor gözlerini.

İğrenç güneş ışıklarını saçtıkça netleşen, netleştikçe kararan bir dünyada yol alan taksi. Simitçilerin, çöp konteynırlarının, kedilerin, köpeklerin, kapalı kepenklerin, yeni açılan vitrinlerin, yerlere yayılmış çöplerin, martı seslerinin yanından geçiyor. Yol sürekli akıyor, araba gitmiyor yol arabanın altından geçiyor sanki, öylesine bir durağan dünya. Trafik ışıkları geliyor kırmızı yandığı için yol kendisini durduruyor yeşil yanınca arabanın altından akmaya devam ediyor, her saniye kanayan kalplere acı olarak kaydediliyor. Ölünmesi dayanılmasından çok daha kolay olan bir yer bugün dünya.

Kanayan çift arabadan iniyor. Oturdukları, bastıkları yerler kana bulanmış. Şoför göremiyor, arabasını temizlemeden gaza basıyor ve yaşanılası bir dünyaya doğru yol alıyor.

Donmuş bir hava alanı, havada asılı kalmış uçaklar, hareketsiz insanlar, anlamsız kımıltılar sergileyen insanlar, hepsi donuk ve mat. Telâş içerisinde sağa sola savrulan, bir yerlere yetişmeye çalışan, anlamlı koşularını sergileyen anlamsız donuk insanlar… Kanayan çift demir banka oturmuş, içlerine hüzün bastıkları sırt çantaları hemen ayakuçlarında, bekliyorlar, elleri birbirine kenetlenmiş, gitgide doğan iğrenç güneşe beraber göğüs germeye çalışıyorlar ama bugün dünya çok güçlü, karşısında durmak oldukça zor, başaramıyorlar gözyaşları anlamsız montlarını ıslatıyor. Işıklar çoğaldıkça anlamsızlık sarıp sarmalıyor etraflarını. En sevdiğine attığı son mesajı, “EFULİM bugün neden mesaj atmadın bana” olan ve mesajdan bir saat sonra da hiç kanamadan hayata gözlerini kapatan bir arkadaşın, anlamını kestiremedikleri son yolculuğuna uğurlayabilmek için tüm bu buhran, kasvet, çaba…

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir