Münzevî Bir Sufi: Utbetü’l-Gulâm* / Abdulbari Karabeyeser

İlk dönem sufileri arasında adını sıkça duyduğumuz ancak hayatı hakkında detaylı bilgilere sahip olmadığımız mutasavvıfların başında Utbetü’l-Gulam gelmektedir.

Bütün tabakat ve teracim-i ahvâl kitapları ondan yalnızlığa çekilmiş, sessizliğe bürünmüş münzevi görüntüsüyle Rahmanın gönlünü okşayan gözü yaşlı, bağrı yanık derya-dil bir veli olarak söz etmektedir. Kur’an okunduğunda hem ağlar hem ağlatırdı. Bunun için o, korku ve hüzün yönünden Hasan Basri ile Sıla b. Eşyem’e benzetilirdi. Ancak bütün bu güzel hasletlerine rağmen dost meclislerinde ondan hakkıyla bahsedildiğini söylemek güçtür. Kitapların sayfalarını süslemekten öte ona yer vermemişiz hayatımızda. Oysaki o engin muhasebe ve murakabe insanını tanımak, onun aşkından ve irfanından haberdar olmak, onun ıslak gözleriyle, günahlara batmış gönlümüzün pasını silmek ne büyük bir lütuf olurdu!

Kalbi, şuuru ve iradesiyle İslam’a teslim olmuş, dünyevi endişeleri iman kuvvetiyle yenmiş tek bir Utbetü’l-Gulam var tarihimizde, ikincisi yok! Buna rağmen layıkıyla araştırıp okuyamadık bu müstesna insanın hayatını tıpkı diğerleri gibi.

Feryatlarıyla, sızlamalarıyla meşhur bir sufidir Utbe. Kimse onunla aynı oda da yatamazdı. Annesini kaybetmiş bir çocuk gibi yana yakıla ağlardı. Bir defasında onunla sabahlamak zorunda kalan dostu Anbese el-Havas sabahı zor etmişti. Sabah olunca da: “Senin ağlamalarınla gözüme uyku girmedi. Kalbimi bir korku sardı. Bu ağlayışlarının bir sebebi olmalı Ya Utbe?” diye sordu. Utbe:

“Amellerin, Allah’a arz edildiği günü hatırlamak, âşıkların mafsallarını koparır” diye cevap verdi.

Utbe’nin iç dünyasına tutulmuş bir ışıldak gibidir bu söz. Onun ağlayışlarının sebebini bu sözden daha iyi anlatan bir beyan bulamazsınız. Bu ürpertidir ki ona; “Allahım! Utbe’yi, kuşların kursaklarında ve kurtların karınlarında haşret!” sözünü söylettirmiştir.

Adeta ağlamak için yaratılmış bir velidir Utbe. Gözyaşı dökmek kadar onu mutlu eden başka bir şey yoktur hayatında. Anasının dizine başını koyar, Fırat-Dicle kesilen gözlerinin akıntısına terk ederdi gönlünü. “Yavrum, ciğerparem! Neler oluyor sana?” diyen anasına “Beni kendi halime bırak, bana dokunma, bırakta ağlayayım anacığım!” derdi.

Utbe’nin önceki hayatını bilmiyoruz. Hicri ikinci asrın ortalarında yaşadığı, Eban b. Sam’ın oğlu olduğu ve sonradan tövbe ederek Hasan Basri’ye intisap ettiği bilinmektedir. Hasan’ın meclisinde olgunlaştı. Onu çoğu zaman Hasan Basri’ye benzetirlerdi. Tövbesine bir kadının vesile olduğu söylenmektedir.

 

Al Gözlerim Senin Olsun

Anlatıldığına göre Utbe henüz gençken bir kadına âşık oldu. Kadına olan aşkından dolayı durumu günden güne kötüye gitti. Halini, âşık olduğu kadına anlattılar.

“Benim neyime vurulmuş” dedi kadın.

“Gözlerine” dediler. Hemen gözünün birini çıkarıp Utbe’ye gönderdi.

“Al Gözlerim Senin Olsun” dedi.

Tabakta et, irin ve kandan gayri bir şey göremeyen Utbe, yaptığı hatayı anladı ve büyük fakih Hasan Basri’nin meclisine koştu. Öyle bir tövbe etti ki ömrü boyunca ne evlendi, ne de onu bir daha kadınlara bakarken gören oldu.

 

Fazileti

Uzun seneler Hasan Basri’nin meclisine devam etti. Bir gün kendisiyle birlikte Dicle Nehri’nin kıyısına gittiler. Utbetü’l-Gulam, suyun üstünden karşıya yürüyerek geçti. Beri tarafta kalan Hasan Basri:

“Bu dereceye nasıl ulaştın” diye sordu. Utbetü’l-Gulam:

“Sen otuz yıldan beridir emredilen şer’i kıstası uyguluyorsun. Ben ise irade edileni yapıyorum” dedi. Bu söz onun rıza ve teslimiyetinin bir ifadesidir.

Bir gün zahidlerden Muhammed b. Hüseyin’e, İbrahim b. Ethem ile Utbetü’l-Gulam’dan hangisinin daha faziletli olduğunu sordular. Şöyle cevap verdi:

“Gözlerim Utbe’den daha faziletli bir adam görmedi” dedi.

 

Asırların incisi, asrının bir tanesi Utbetü’l-Gulam, faziletleri yazmakla bitmez bir velidir. Bu yüce şahsiyetine rağmen o sıradan biri gibi tevazu elbisesi içinde yaşadı. Hele büyüklerin yanında kendine hep çocuk gözüyle bakardı. Çocuk anlamına gelen “Gulam” lakabı da ona bu yüzden verilmiştir.

 

“Allahım! Bana azap etsen de, rahmet etsen de, seni severim” onun özel duasıydı. Tan yeri ağarana kadar hem ağladığı, hem de bu cümleyi tekrarladığı söylenmektedir.

 

Şehadeti

 

Bir sene Bizanslılar, Müslümanların topraklarına saldırdılar. Bunun üzerine Müslümanların emiri cihat ilan etti. Savaşa katılmak isteyenler Halep’te toplandılar. Utbe’de toplananların arasındaydı. Onu orada görenler: “Senin gibi biri nasıl savaşır?” dediler. O da:

“Ben rüyamda, Masise’ye savaşmak için geldiğimi ve şehit düştüğümü gördüm” dedi. Bu sözü üzerine kendisine bir at ile bir kılıç temin edildi ve o da savaşa katıldı.

 

İslâm ordusu Adana’ya vardığında başlarında bulunan Halep valisi konaklama emri verdi. Ordu konaklarken vali de düşmandan haber getirmek üzere öncü bir ekip kurdu. Bu ekibin başına da Utbe seçildi. Zaman kaybetmeksizin yola çıktılar. Hubab köyüne vardıklarında kendilerini düşman askerlerinin ortasında buldular. Biri hariç hepsi orada şehit edildi. Bundan sonrasını onlarla beraber savaşa katılan İbn Muhalled es-Sufî’den dinleyelim:

 

“Düşman onlara saldırınca içlerinden biri kaçıp bize geldi. Hemen olay mahalline gittik. Onlara baktığımda ilkin Utbe’nin bembeyaz cesedini gördüm. Elbiseleri parçalanmış bir haldeydi. Göğsünde altı yedi kılıç darbesi vardı. Elleriyle avret mahallini tutmuştu. Onu oraya, Hubab köyüne defnettik.”

 

Utbe’nin Evi

 

Utbe’nin bir evi vardı. Cihada katılmak için gittiğinde kapısını kilitleyip gitti. Giderken de “sakın ölüm haberim gelmeden kapımı açmayın” dedi. Şehadet haberi geldikten sonra evine gittiler. Kazılmış bir kabir ile kölelerin boynuna geçirilen bir zincirden başka bir şey yoktu evde.

Zamana, mekâna, kaleme ve kelama sığmayan şehidimizin ruhaniyetine selam olsun. O şimdi cennetin yamaçlarında, seyyid-i şüheda Hazreti Hamza’nın yanı başındadır.

 

Hubab Köyünün Şehitleri

 

İbn-i Muhalled es-Sufî der ki; “Utbe’den bir sene sonra şehid edilen bir genci rüyamda gördüm. Ona dedim ki. “Allah sana nasıl muamele etti?”

“Allah, beni rızıklandırılmış şehitlere kavuşturdu” dedi.

“Bana Utbe’den ve arkadaşlarından haber ver. Onlardan bilgin var mı?” dedim.

“Hubab Köyünde öldürülenler mi?” dedi. Evet” “dedim.

“Onlar gökyüzü âlemlerinde tanınmış kişilerdendir” dedi.

Allah kendisinden ve sevenlerinden razı olsun.

 

________________

 

            *Tabakatü’l-Kübrâ, 1/152; Tezkire; Sufiler ve Aksiyon, Es’ad el-Hatîb; Hilyetü’l-Evliya; Gönül Erleri, H. Kamil Yılmaz; Risale-i Kuşeyri; İslam Âlimleri Ansiklopedisi 3/22;/ Evliyalar ansiklopedisi; Sahabeden Günümüze Allah Dostları, Şule, 5/341;TDV Ansiklopedisi

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

1 thought on “Münzevî Bir Sufi: Utbetü’l-Gulâm* / Abdulbari Karabeyeser

    Semiramis

    (10 Mayıs 2018 - 02:21)

    Yeryüzüne yüce gönüllü insanlar gelmiş ve bizler çoğundan habersiziz.. . Bu güzel insanın ruhuna selam olsun.. Rabbimiz rahmeti ile muamele eylesin…. Yazarımıza kalbi teşekkürler ederiz..Sağolunuz varolunuz..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir