Sen / Mehmet Faruk Habiboğlu

Bu şehir artık seni anlatmıyor..

Önceden.. Kaldırımlarda sen siluetinde dolaşırdı kadınlar oysa. Bütün sokaklar sana açılırdı, bütün caddeler, bulvarlar senin adını taşırdı. Apartmanların isimleri sendin. Ve balkonlardan her dem sen el sallardın. Otobüs duraklarında seni beklerdi insanlar ben gibi ve otobüs tabelalarında senin ismin. Biz ya sana gelirdik yahut senden dönerdik.

Vitrinlerini senin resimlerinle süslerdi dükkânlar ya da vitrin mankenleri sen suretindeydi.

İnsanlar birbirlerine senin baktığın gibi bakardı; sözler sesinin tonunda, edalar tıpkı sen. Mahmur bakardı evet. Ve buğulu ve ürkek.

Cep telefonları senin en sevdiğin şarkıyla çalardı:

-Gönlümde açmadan solan bir gülsün. Her zaman gâmlıyım, her zaman üzgün..

Alo demezdik, adındı merhabamız.

Akşam olurdu şehirde ve hüzün çökerdi yeniden içimize. Sıra gecelerine giderdik ve Kazancı Bedih seni söylerdi gazellerinde. Bütün gazeller seni anlatırdı çünkü. Leyla Hanım daha kaç yüz yıl öteden seni yazmıştı şiirlerinde ve Itri ve Fuzûli.. Sonra Yaşar Nezihe.

Kadehler senin şerefine kalkıp dikilirken, hoyratlarımızın ve ağıtlarımızın mevzusu sendin. Sohbetlerimiz senin gözlerinin rengi üstüne..

Acıkırdık; bir gülümsemen yeterdi, doyardık. Susamışlığımızda, ismin dudaklarımıza değdikçe kanardık. Uykularda sana karışırdık sonra. Bütün rüyalarımız senin üstüne. Ve ertesi günlerimizi hep sen aydınlatırdın.

Bütün kızlar sendin kentimizde. Bütün kadınlar sen. Hepsinin ismi de sen. Ve senin ismin verilirdi her doğan kız bebeğe, ezanın ardından. Her yiğidinin gönlünde sen yatardın bu kentin.

Yenilgiler yaşardık bazen ve hüzne düşerdi bir yanımız. Odağında her zaman sen. Sen kan olurdun, kan davamız olurdun.. Ölürdük uğruna. Acımızın adı konulurdu, sen.. Öfkemizin tek sebebi, yine sen.

Biz erkek yüreğimizi ismine kurban verirdik her dem.

Ama hüzün mevsiminin ardından yine sen gelirdin, açardın gönül bahçelerimizde ümit çiçeği diye. Seni koklar ve içimize çekerdik doyasıya. O gül rayihanla mest olurduk. Kırlara atardık kimi de kendimizi, seni dererdik dağlardan ve bağlardan.

Ninelerimiz senin masalını anlatırdı. Sen masalların “beyaz atlı prensesi”. Ve kanaviçelerin deseni. Gün gezen kadınlar, seni kıskanırdı ama..

Fakat ikindi vakitleri bir sen rüzgarı eserdi, yeniden sarhoş olurduk adınla. Kahvehanelerde seni içerdik, tavlada seni oynardık. Kız isterken seni ister, seni verirdi babalar.

Adın aşk olurdu ve yüreğimiz yanardı. Yüzünü bir an görmek için yollarına düşerdik. Kaldırımlarda seni beklerdik; sokak başlarında yolunu gözlerdik. Ama seni görünce çözülürdü dizlerimizin bağı. Unuturduk sözümüzü, özümüzü. Gönül kuşumuz, kafesinde çaresiz kanat çırptıkça, kanardı yüreğimiz.

Gecelerimizi sana kurban verirdik. Uykusuz seherlerde sendin hülyamız. Senin gözlerine takılı yüreğimiz sabaha dek çığlık çığlık..

Amazon kraliçesi olurdun birden. Saldığın oklara kalbimizi uzatırken, ölmek derdik elinden, ölümlerin en güzeli!

Sonra Züleyha olurdun. Kendimizi biz atardık ateşlere ardından. Yanardık aşk içre. Ateş de bizle birlikte..!

Sen her şeyimizdin. Sen hayatımızın biricik manası. Duamız ve bedduamız hem.

Biz sendik, sen olmuştuk yani..

Ah… ah…

Şimdi sen yoksun bu şehirde. Elde sadece hüsran var.

 

 

 

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

1 thought on “Sen / Mehmet Faruk Habiboğlu

    Semiramis

    (24 Ağustos 2018 - 00:39)

    Unutulmamak ne güzel..Yüreğinize sağlık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir