Yorulur İnsan / Rukiye Yıldız 

“İnsan”  beşer, aciz, muhtaç, ölümlü, gücü sınırlı…

Yemeden içmeden yaşayamaz insan, bedeni, ruhu, aklı hep bir şeylere muhtaç… Yemek yemez ise bedeni zayıflar, bir şeyler öğrenmez ise aklı,  takdir edilmez ise azmi… Su içmezse midesi… Sevilmezse ruhu zayıflar.

Sınırlıdır her şeyi, yorulur insanın en büyük becerisi… Yorulur çok yürüyünce bacakları, yorulur çok sevince kalbi, yorulur bütün duyguları… “Zaman der, zamanla geçer” der halbuki geçmez sadece yorulur, yıpranır insana dair ne varsa… Gücü arzı delecek gibi gözükse de iki kürek sallamaya kadardır; düşünceleri ufukları geçse de bakışları gördüğü ufka kadardır.

Yorulur insanın düşünceleri, güneşin battığı yerde hayalleri…

Vefa göremeyince vefası yorulur, karşılık göremeyince sevdası yorulur… Hasılı yorulur insana dair ne varsa…

“Hiç unutmam” der, en çok birkaç sene sürer unutması, yorulur sonra özlemi, yorulur zihnindeki canlandırdığı hayalleri, yorulur gurbette bekleyişi… Alışır sonra tüm alışamam dediklerine, çünkü yorulur direnci, yorulur söz verişi…

En çok sevdiği kokuya birkaç saatte alışır, en sevdiği meyveyi üç gün yese kesilir iştahı; yorulur hissi… En çok sevdiği yemeği bir hafta yese bıkar sevgisi, dünyaya dair ne elde etse bir müddet sonra mutlu etmez yorulur özlemi. En sevdiği biraz sıkıntı verse azalır meveddeti.

Çok yaşayınca gençliği, gençlikteki enerjisi, zamana direnmez yorulur biter güzelliği.

Yorulur insanın emekleri, “büyüttüm besledim” der, hep minnet bekler, yorulur ihsanı ikramı, hasılı sabrı bir yere kadar yeter. Çünkü insan aciz bir beşer…

“Ölene kadar” der yarını bulmaz verdiği sözler, “Asla üzmem” der sabahı bulmaz hain gözler. İnsan işte, gücü sınırlı vaatleri pahalı, zihni karışık beyni kırk yamalı.

Sanki göğe çıkacak zanneder kendini, az güce erince; hani karınca kendini fatih zanneder ya, at nalına biriken suyu geçince, işte “insan” bu karıncadan hallice…

Sevdası kara derler o da biter bir kem söz işitince… Sonra yorulur kalbi, aklı, zihni, ruhu… Son ışığı da söner soğuk kabre girince.

Yorulur bedeni, yorulur gençliği, yorulur düşünceleri… İnsan bu sonsuz değil gönlü, sınırlı her günü her saati, hatta bütün ömrü…

İnsan yorulur,  dağ tepe bitmez ama biter dizindeki fer, arşınlamakla bitmez ne arz ne yer. Bazen ağır gelir iki omuzunda taşıdığı ser, bazen ağır gelir iki ayağının üzerindeki aciz nefer.

Yorulur işte nefesi, yorulur fazla kelam edince davudi sesi, insan işte olsa da beşerin en şereflisi, yorulur işte en güçlü olanı ve hatta en delisi.

Yorulur efendiler! en pehlivanı, kütükleri elleri ile yıkanı, yorulur en güçlüsünün kolları, insan işte insan ne göğe erer ne de arzı deler. Ölüm gelir son sözünü söyler, tabut atına biner ebediyete gider. Sınırlı gücü elbet biter.

Ama…

Yorulmayan, Doğmamış doğrulmamış olan, hiçbir şeye muhtaç olmayan, Samed olan, uyumayan uyuklamayan hiç yorulmayan bir tek güç var, gücü hiç bitmeyen, gücü hesaba gelmeyen, her şeyi yoktan halk eden, hiç yorulmayan, işte odur her ilmi bilen her şeye gücü yeten… Ve hüve ala külli şeyin kadir.

 

 

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir