Ustam’a / H. Kübra Aydın

‘Yarın geç olmakla meşhur’ demiş büyük usta Nuri Pakdil…
Bugün bu sözünü kendi yokluğuyla idrak ettirdi. Ve ben; bir gün ‘olmayabilirim’in, ‘yazamayabilirim’in endişesini taşımaya başladım ve ardından kendi ustamı anlatmaya koyuldum kalemim döndüğünce, yüreğimden süzüldüğünce…

Her talihli kulun bir ustası vardır: bir kaya parçasından sanat eseri çıkardığı gibi ya da maharetli elleriyle çömleğe en güzel şekilleri verdiği gibi kendisine şekil veren, içinden yeni bir ‘öz’ çıkaran bir usta…

Usta dediğin benim ustam gibi olmalı… Özünüze dokunabilmeli; size kim olduğunuzu, ne olduğunuzu, nereden gelip nereye gittiğinizi öğretebilmeli…
Elinizden her tuttuğunda sizi yüreklendirmeli. Siz yanlış yola girdiğinizde doğru yolu göstermeli…
Bazen de kızmalı, kaşları kalktığında korkmalı mesela… O da ne büyük nimettir oysa; sinyaldir bakmasını bilene, gel buraya demektir gel…

Sarıp sarmalanması ne tarifsiz duygudur insanın ustası tarafından…
‘Hem büyümek istiyorum hem de hep çocuk kalmak istiyorum sizin yanınızda’ demektir ustanın etekleri dibinden ayrılmamak.

Rabbine götüren ellerine sıkıca tutunmak, bazen sığınmak merhametli kollarına, güzel sözleriyle ısıtmak ayazda kalmış yüreği… Beraber ağlamak bazen… Ya da beraber tebessüm etmek ümit ile… Kısacası yan yana aynı yöne bakabilmek…

Her isim ustasıyla birlikte anılırmış. Mevlana’yı Mevlana yapan hocası, ustası Şems’ti. Yunus’u Yunus Emre yapan da yine hocası idi. Nice isimler vardır ki isimleri hocalarıyla, ustalarıyla birlikte anılmıştır.

Belki anılacak bir ismim olmayacak ama anılacaksa da dilerim ki hocasıyla, ustasıyla birlikte anılsın bu isim…

Hocama, ustama, gönül tabîbime bitimsiz sevgi ve derin hürmetlerimle…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir