magusa_limani

Magusa Limanı / Hatice Türkmen Yurtseven

Birinci Dünya Savaşı çoktan bitmiş, dünya kendi devinimi içinde ikincisine hazırlanmaktadır.O sıralarda Arap Mahmut’un çocukları Arnavut Mahallesi’nde boy atıp büyümüştür.
Küçük oğlan Arap Ali ele avuca sığmayan, tuttuğunu koparan bir delikanlı olur.
Yemeğe, içmeye meraklı olan Arap Ali’nin Leymosun sokaklarında yürüdüğünde, ona herkes temkinli yaklaşmaktadır.Bu sertliğinin yanında, yüreği insan sevgisi ile dolu olan Arap Ali, haklının yanında durur her zaman.Meyhane muhabbetlerini seven Arap Ali’nin cebinde para durmaz. Elinde avucunda ne varsa “ahbapları ile” bölüşür, kendisini meyhane masalarına vurur.

Ali artık evlenme çağındadır.
Arap Ali bir gün Poli köyüne gider.
Sokaklarda dolaşırken bir kıza takılır gözleri. Kız güzel mi güzel.
Yeşil ve kumral saçları Arap Ali’nin gönlüne kadar ışık saçar.
Henüz 13 yaşında olan Seniha’yı kaptırır gönlünü anasına koşar Arap Ali.
Aile ikiletmez.
Seniha’yı hemen isteyip düğün dernek kurarlar.
Bütün aile Seniha’yı çok sever, ona yardımcı olmak işçin adeta yarışırlar.

Arnavut Mahallesinin ünü vardı. Burada oturan insanların çoğu geçimsiz ve küfürbaz kimselerdir. Fakat Arap Ali sadece bu mahallenin değil, bütün Leymosun’un kabadayısıdır. Yüreği çok temiz olduğundan, daima haklının yanında durduğundan kimin ne sorunu varsa Arap Ali’ye başvurur.

Arap Ali bir gece yine bir meyhanededir. Boksör kabadayının biri girer.
Yumruklarına güvenen Boksör, Arap Ali’ye sataşmaya başlar. Bir iki derken, kulağına gelen laflara canı sıkılan Arap Ali “Bana sakın bulaşma, pişman olursun” der. Boksör buna aldırmaz, olur olmaz konuşmasına Arap Aliye sataşmaya devam eder. Her ikisi de ayaklanır boksör yumruğunu kaldırır Arap Ali masada duran bıçağı kaptığı gibi Boksörün kendisine vurmak için havaya kalktığı eline saplar. Meyhane bir anda şaşkına döner Arap Ali’nin çevikliği hayretle izlenir. Boksör de ne olduğunu anlamaz ve o kavga orada son bulur.
Arap Ali’nin namı alır yürür halk ondan övgüyle bahseder. Herhangi bir kadın kocasından dayak yiyecek olsa, soluğu Arap Ali’nin yanında alır ve dayaktan kurtulur.

Ali de babası ve amcası gibi limanda hamaldır.
Güçlü kolları ve çevik vücudu ile işini iyi yapan genç adam, babası gibi hamal başı olur. Arkadaş canlısı ve haklının yanında duran Ali, bir gün yevmiyesini almak için herkes gibi sıraya girer. İskele başında masa kuran patron, işçilere paralarını dağıtmaktadır. Ali de diğerleri de parasını alır. İşçilerle yürürken bir kaç gencin paralarını eksik almasından şikâyet ettiklerini duyar. Gençlerden meseleyi öğrenen Arap Ali “Siz buda bekleyin” der. Doğru parayı dağıtan işverenin yanına gider ve bunun nedenini sorar;
“Sen paranı tamam almadın mı Ali?” diye söylenir işveren.
Ali ısrar eder, “Onlar da benim gibi sabahtan akşama kadar çalıştılar. Haklarını vermen lazım” der.
Arap Ali’nin kim ve ne olduğunu bilen işveren paranın verdiği güce sığınarak “Senin kabadayılığın burada sökmez Ali, çekip git başımdan” der demez,
Ali iş verinin suratına öyle bir yumruk indirir ki, her şey masa ile birlikte iskeleden denize dökülür. Olaya polis karışır ve iş mahkemeye düşer.
Hakim kararı okurken işveren “Gördün mü” gibilerinden kıs kıs gülmektedir.
Ama Ali kendinden emin “Seninle hesabımız bitmedi. Nasıl olsa birkaç ay sonra çıkarım” demekten kendini alamaz.
Ali birkaç ay yatar ve çıkar. Ama zaman kollar. Kafasına takmıştır bir kere. İşverenden hesap sorulacak.
Gecenin bir yarısı, Leymosun’u fırtına götürmekte. Arap Ali yağmurluğunu ve çizmelerini giyer o havada doğru limana gider. Dalgalar kıyıyı ve iskeleyi fena dövmektedir. Teknelerde dalgalarla birlikte dalgalanmakta. Ali, gecenin o saatinde bir teknenin altına girer, onu tıpalarından ve bağlı olduğu demirinden kurtarır. İşlem tamam olunca, gönül rahatlığı içinde evine geri döner. Ertesi gün, dalgalar durulmuş, Kıbrıs’ın güneşi tekrar parlamıştır.
Ali de işine gider. Ama bütün herkes telaşlı. İskelede bir koşuşturma. İşveren neredeyse saçlarını yolacak. Teknesi batan adam sağa sola küfürler sallayıp bunu kimin yaptığını sormakta. Aslında herkes meseleyi anlamıştır. Bu işi Arap Ali’den yapacak kimse yoktur. Zaten Arap Ali de inkâr etmez. Adama yaklaşır ve kulağına fısıldar:
-“Ben yaptım. Ama ispat edebilirsen et bakalım. İstersen polis çağır” der.
O günden sonra İşveren Arap Ali ile başa çıkamayacağını anlar.
Böylece Ali’nin peşini bırakır.
Yıl 1943:
Alman harbi var.
İngiliz teyakkuzda. Her yerde silahlı İngiliz askerleri kol gezmekte. Arap Ali de üç çocuk sahibidir artık. Şinasi, Mustafa ve Önder adında üç oğlan sahibi.
Arap Ali’nin oğlu büyüdüğünde sendikacı ve mücadeleci Önder Konuloğlu olacaktır

Mağusa Limanı:
Silahlı süngülü İngiliz askerleri Kıbrıs’ın her köşesini tutmuş durumda.

Arap Ali kendi işinde limandan limana gitmekte. Mağusa limanı uyurken, Arap Ali işini bitirmiş, biraz kafa bulmak, biraz keyif yapmak için meyhanelerin birine gider. Meyhanede İngiliz askerleri de vardır. Yan bakışlar ve alalede sözler Arap Alinin üzerinde dolaşır. Ali, sadece Allah’ına sığınır ve İngiliz askerlerini bir güzel döver.

Saatler ilerler,  ölüm kapıda nöbet tutarken, Arap Ali bunun farkında değil.

Dövdüğü İngiliz askerleri meyhane dışında Ali’ye pusu kurmuş, ellerinde süngüleri ile onu beklemektedirler. Ali’nin hiç aklına gelmediği bir anda İngiliz askerleri üstüne çullanır. Arap Ali toparlanmaya çalışır, dövüşmeye çalışır.

Ama karşısındakiler çok olduğu kadar ellerinde silahları da vardır. Aniden bir süngü saplanır sırtına. Sonra bir daha hızını Alamayan İngiliz askeri vurdukça vurur. Bir süngü daha  bir süngü daha. Yedinci süngü darbesinde yere yığılır genç ejderha. Sekizinci süngü muhtemelen ölüsüne indirilmiştir. İngiliz askerleri bununla da yetinmez. Arabaları ile ölüsünün üstünden geçerler, daha sonra ölüsünü arabanın altına alarak havaalanı yakınlarına götürüp atarlar.

Haber, Arnavut Mahallesi Mescit Sokağına tez ulaşır. Bir anda kıyamet kopar. Arap Ali nasıl ölür? O ölecek adam mı? Ama ölüme ne çare. Geride üç çocuğunu ve sevdiği kadını bırakır. Arap Ali’nin ölümü yürekleri dağlar. Anası Hatice kadın dayanamaz, az bir zaman sonra ölür. Babası Arap Mahmut, O da Hatice Kadın’ın arakasından hayata veda eder. Kara kıtada başlayan bir hayat, Leymosun’un Arnavut mahallesinde son bulur.

Arap Ali’nin ölümü sadece Leymosu’nda değil, tüm adada yankılanır.
Onun yiğitliği, fakirden ve haklıdan yana yaptıkları, hovardalığı anlatılır durur hep.Vücudu İngiliz süngülerinden delik deşik olurken, yere akan kan bir direnişin türküsüne dönüşür.
Bugüne kadar dilden dile dolaşır…

 Mağusa limanı limandır liman aman aman
Mağusa limanı limandır liman
Beni öldürende yoktur din iman
Beni öldürende yoktur din iman

 Uyan Alim uyan, uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun
Uyan Alim uyan, uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun

 İskeleden çıktım yan basa basa aman aman
İskeleden çıktım yan basa basa
Mağusaya vardım kan kusa kusa
Mağusaya vardım kan kusa kusa

 Uyan Alim uyan, uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun
Uyan Alim uyan, uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun

Araştırmacı yazar Hatice Türkmen Yurtseven

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

1 thought on “Magusa Limanı / Hatice Türkmen Yurtseven

    Semiramis

    (5 Ocak 2018 - 21:30)

    Yiğit insan Arap Ali..Ruhu şad olsun..Magosaya ilk ayak bastığımda bu hikayeyi bilmiş olsaydım bir fatiha okur geçerdim.. Yazarımız Hatice hanıma yürekten teşekkür ederiz..Kalemi hic susmasın..( Koray Avcı’da çok güzel yorumlamış ve harika söylemiş )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir