DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Deprem ve Güvercin Aklı / BukreNur Yılmaz

Depremin şiddetini yaşadığımız korkusunu hâlâ üzerimizden atamadığımız bu günlerde hatırladım onları. Defalarca şiddetine maruz kaldığımız her depremde üzerinde düşünmeyi ve sorgulamayı sağlayan bir anıyı, ayaküstüde olsa kaleme almam gerektiğini hissettim..
Yıllar yıllar öncesi, günlerce etkisinde kaldığım bir çift tatlı mı tatlı güvercinlerin hikayesiydi.
Düşüncelerimin kalemle henüz tanışmadığı zamanlardı. Yani o zamanlar yazma eylemiyle uzaktan yakından bir ilişkim yoktu. Bu yüzden ki hep derim, yeni yetme bir kalemim diye.
Hemen hemen herkesin bildiği, hayatının bir yerlerinde mutlaka şahit olduğu balkon güvercinleri vardır. Öyle bir çift güvercin; muhtemelen eşiyle birlikte bizim balkonu gözlerine kestirmiş olacaklar ki, tatlı bir telaş ve heyecanla gagalarında topladıkları her boydan ve kalınlıktan çalıları balkona taşıyorlardı. Bu arada evimiz dört katlı binanın son katıydı.
Kaç defa tekrarladım bilmiyorum, balkondaki çalı birikintilerini toplayıp bir köşeye koyduğumu. Anlam veremiyordum ama her seferinde bu çalı demetlerinin ne işe yarayıp yaramayacağını merak ediyordum. Ortada henüz yuvaya benzer bir şeyde yoktu, balkonun her köşesine savrulmuş birbirine geçmiş bir kaç çalı demetinden başka. Meğer güvercinler her seferinde yuva yapıyor kuvvetli rüzgarın gücüne dayanamayan, ağırlığı da oldukça hafif olan çalılar her yere dağılıyormuş.
Genelde güvercinler balkondayken onları ürkütmemek adına çıkmıyordum, uzun süre görmediğim zamanlar çıkıyor, bir yandan balkonun her yerine dağılmış çalıların hikayesini merak ediyordum.
Derken bir gün, güvercinlerin defalarca denedikten sonra pes ettiklerini kendilerine başka bir balkon bulduklarını düşünmeye başlamıştım. Öyleye ya, daha nereye kadar sürebilirdi bu çaba.
Uzunca bir süre sesleri sedaları çıkmadığı için balkonu temizlemeye karar vermiştim.
Yanıma aldığım bir kova suyu dökmek üzereyken yavru kuş sesleri işitmeye başladım. Etrafımda görünen bir şey yoktu, sesin geldiği yere kulakkesildim, iki kapılı yüksek bir dolap vardı balkonda. Meğer dolabın yan tarafına gelen kısımla balkon duvarının arasına gelecek yere yuva yapmışlardı. O anda içimde çocuksu bir heyecan yüzümde ise umut dolu bir tebessüm oluştu, büyük bir hediye almışçasına içim kıpır kıpır oldu. Henüz tüysüz ve minik iki kardeştiler, belli ki yeni doğmuşlardı… gagaları açmış annelerinin getireceği yemleri aranıyorlardı.
Yavru güvercinler her geçen gün hızla büyüyorlar, anne babalarının her gün aynı saatlerde uçma eğitimlerini büyük bir heyecanla alıyorlardı. Onları ürkütmemeye özen göstererek uzaktan büyük bir keyifle izliyordum.
Anne ve baba güvercin tam bir ekip ruhuyla çalışıyordu.

Bu arada “yuvayı dişi kuş yapar” ata sözünün aksine yuvayı dişi ve erkek kuşların birlikte yaptıklarını kitaplardan okuyarak öğrenmedim ben, bilakis gözlerimle şahit oldum..

Anne ve baba güvercin pencerenin kenarından balkonun boşluğuna atlayıp çıkıyor bazen yavrularının kanatlarını gagasıyla kaldırmaya çalışıp, cesaretlendirerek uçmayı öğretiyorlardı. Bir kaç hafta gibi bir sürede yavru güvercinler ilk uçuşunu karşı binanın çatısına yaptılar. Daha sonra ilahi kudretin kendilerine sunmuş olduğu hayatlarını yaşamaya koyuldular.

Hikayenin en vurucu ve yıllar geçmesine rağmen hiç unutamadığım kısmı ise güvercinler yuvalarının tamamını inşaattan topladıkları küçüklü büyüklü çiviler ve demir tellerle örmüş olmalarıydı.

Meğer rüzgarın şiddeti güvercinlerin yapmak istediği yuvalarına deprem etkisi yaratıyormuş. Nasılda özenerek muntazam dizmişlerdi çivileri, kendi çaplarında kuşlar ülkesinin mimarları olmalılar dedim. Gözlerime inanamıyordum.. iyice inceledim daha önce böyle bir şeye hiç şahit olmamıştım.
Yaratılışı gereği her canlı kendilerine yüklenen görevlere kodlanmış olmalıydı ki, onlarda doğal olarak bu sorumluluğu yerine getirme gayretindeydiler.
Bir taraftan menfaatleri uğruna onca canın barındığı, malzemelerden çalarak veya kısarak çürük zeminlere inşa edilen binaları, kendi yuvalarını dahi çürük zeminlere inşa eden ihmalkar insanoğlunu terennüm ediyorum… diğer taraftan akıl yürütme yeteneği olmadığı halde çalı çırpıdan yuva yapılmayacağını öğrenen, irili ufaklı demir çivilerle kendilerine sağlam bir yuva inşa etme mücadelesi veren güvercinleri.

Kim öğretiyor bu kuşlara hayatını sağlam zeminlere inşa etmesi gerektiğini?
Kim öğretiyor akıl, düşünce, mantık bahşedilen insanlara menfaati uğruna bencilliği?
Veya defalarca yıkıma sebep olan binalardan nasıl ders çıkarmaz insan?

Depremde hayatını kaybetmiş insanlara Rabbimden sonsuz rahmetle inşallah. Yakınlarına baş sağlığı, derin acılarına sabırlar diliyorum. Yaralılara ise Rabbimden acil şifalar dileğiyle.

Allah’ın Selamı ve Rahmeti Daim Üzerinize Olsun.

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 20 eseri bulunmaktadır.