Güven / Güler Demirhan

Mahallenin yirmi beş yıllık kuyumcusu, herkesin tam not güvendiği, samimiyetine inandığı ve artık mahalleden biri olan kişi; bütün mahallenin birikimini alıp, canını yakıp, gidiyor.
Mahalleliyi dinlediğimizde ise:
“Yıllardır içlerinden biri olduğunu, hiç bir zaman için güveni boşa çıkarmadığını ve kendileri gibi ona güvendiklerini.” Söylüyorlar.
“O’na güvenmeyecektik de kime güvenecektik!?”
Diyorlar, âdeta…
Kimisinden tamir için altınını almış, kimine: “Şimdi çırak yok yalnızım, sen parayı ver, ben sana altınını alır, sonra veririm.” demiş..
Bir mahalleli:
“En son üç ay öncesi, altın almıştım, parasını verdim ama bir türlü altınımı alamadım. Her geldiğimde, ‘ben şimdi çıkamıyorum, çırak gelsin sana kendim getiririm.’ dedi, sonra ise unuttuğunu söyledi”
Muhâbir araya giriyor:
“Ama üç ay çok uzun değil mi, hiç mi şüphelenmediniz?”
Cevap:
“Hayır, hiç şüphelenmedim, bizden biriydi o!”
Oluyor…
Muhabir:
“Efendim sizi ve diğer komşularınızı bu şekilde mi oyaladı?”
Dolandırılan mahalle sakini yaşadıklarının şokunda ve hala inanmakta zorlanarak:
“Yani böyle olacağına hiç inanmazdım, güvenirdik ona ama sonuç böyle olunca bizi oyalamış demek ki, başka bir şey diyemiyoruz.”
Yıllardır sürüp giden ve güven üzere inşâ edilmiş bir ilişki oluşmuş ki kimse de ‘acaba!’ dememiş.
Söylentiye göre internet üzerinden daha fazla kazanacağını umduğu kripto tarzı yatırımda, emanet altınları büyütmeye çalışmış ve görünen o ki battıkça batmış…
Ne oldu ne bitti Allah biliyor. Fakat bir gerçek var ki onca insanın birikimini, emeğini hebâ edip, güvenleriyle birlikte alıp gidiyor…
Giden sadece para, mülk değil. İnsanların birbirine olan güveni, bağlılığı, kısacası insanı insan yapan o ulvi duyguların, olguların temelden sarsılması…
Böyle bir durumu yaşayan mahalleli, tek tek, her biri artık kime güvenebilirler!?
Korkarım ki artık en yakınlarından bile, şüphe eder hâle gelmişlerdir.
Bu sarsıntı, tüm mal varlığının kaybından daha ağır ve ızdırap verici, değil mi sizce de!?
Aptal yerine konma, aldatılma duygusunu saymıyorum bile, elbette bu durum da yaralayıcı ve psikolojide hasar bırakır.
Güven duygusunun bu denli sarsılması toplumun ahlâkî zeminini derinden sarsar ve toplumda büyük bir gedik açar.
Güven duygusu sarsılan toplumda ise huzur olmaz.
Hani bir hikaye vardır hatırlarsınız:
🍂🍂
Günün birinde çölde devesiyle yolculuk yapan bir tüccar, zor durumda başka bir yaya yolcuya rastlar.
Rastladığı garip görünümlü adam, yalvaran sesle:
-Ne olur bana biraz su ver! der.
Devesindeki adam garip yolcunun haline acır ve kırbasından suyunu çıkarıp verir.
Suyu içen garip görünümlü kişi biraz canlanır ve ani bir hareketle kendisine su veren adamı devesinden indirir, boşalan deveye atladığı gibi kaçmaya çalışır.
Bu esnada devenin sahibi, hırsızın arkasından yüksek sesle:
-Deveyi aldın tamam ama sakın, bunu kimseye anlatma!.. diye bağırır…
Hırsız, önce umursamaz ama sonrasında aklına takılır bu istek ve geri dönüp, sebebini sorar.
Devenin sahibi şöyle der:
-Eğer anlatırsan ve bu yayılırsa, kimsenin kimseye güveni kalmaz. Çölde aç susuz kalan, gerçekten zor durumda olan birine artık kimse yardım etmez!..
🍂🍂
Toplumda güven duygusunun sarsılması, artık kimsenin, birbirine güveninin kalmaması, toplumu içten içe kemiren ve zamanla infiâle sebep olacak bir durum değil mi!?
Hikâyede olduğu gibi giden sadece para, mal mülk olsa keşke, giden bununla sınırlı değil.
Birbirinin emeğine göz dikmek, birbirinin varlığına sinsice zarar vermek, çalmak.
Herkesin bir diğerinden kendini korumaya çalışması, sürekli korunma, sakınma reflesiyle yaşamak…
Artık kendini ve varlığını güvende hissetmemek.
Güvensizlik…
Pozitif ve güzel olan herşeyi içine çekip oluşan boşluğa, huzursuz ve negatif enerji bırakan bir girdap.
Böyle bir toplumda sağlıklı bireylerin yetişmesi de zorlaşır.
Yetişkin insanların ruh sağlığını koruması da.

