Aşk Üzerine /Nur Dinçkan

Aşk Kavramının Kökeni
Aşk kelimesi sözlük anlamı itibarıyla sarmaşık anlamına gelen “aşeka” kelimesiyle yakından ilgilidir. Buna göre sarmaşığın kuşattığı ağacın suyunu emmesi, onu soldurup zayıflatması ve bazen kurutması gibi, aşırı sevgide de sevenin sevdiğinden başkasına ilgisini kesmesi, onu sarartıp soldurması nedeniyle bu duyguya “aşk” denilmiştir.
Kur’an ve Hadislerde Aşk Yerine Sevgi
Kur’an ve sahih hadislerde “aşk” kelimesi geçmez. Sevgi, çoğunlukla “hub” ve “muhabbet”, bazen de “meveddet” kelimeleriyle ifade edilir. Hicrî ikinci yüzyılda Allah ile kul arasındaki sevgiyi anlatmak üzere nadiren de olsa aşk kelimesinin kullanılmaya başlandığına dair rivayetler vardır.
İlk dönem mutasavvıflarının çoğu Allah sevgisini ifade etmek üzere Kur’an ve Sünnet’te yer alan “muhabbet” yerine aşk kelimesinin kullanılmasına karşı çıkmışlardır. Aşk, aşırı sevgi; yani sevgide ölçüyü aşma, sınır tanımama anlamına gelir. Allah için böyle bir aşırılık düşünülemeyeceğinden O’nun kuluna olan sevgisine “aşk” denemez.
Tasavvuf tarihinde aşkı “yana yakıla yok olmak” şeklinde tanımlayan ilk kişi Hallac’dır. Hallac-ı Mansur’un temsil ettiği tasavvuf çizgisi; ilim ve marifet ağırlıklı tasavvufa karşı, şeriatın sınırlarını zorlayan bir çizgiyi ifade eder. Daha sonra bu çizgi İbnü’l Arabî’de “sevgi dini” kavramıyla ifadesini bulur. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî de açıkça “aşk dini”nden bahsederek aşktan başka din ve mezhep tanımadığını ifade etmiştir.
Allah Sevgisinin Ölçüsü
Kur’an-ı Kerim’de Allah sevgisi “muhabbet” kavramıyla ifade edilir. Muhabbet iddiasında bulunanlar çoğalınca, davalarını ispat için kendilerinden delil istenmiştir. Bu dava ancak şu delille kabul edilir:
Al-i İmrân 31: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.”
Resul’e ittiba edilmeden Allah’a muhabbet davasının delilsiz bir iddiadan ibaret olacağı bu ayetle açıkça belirtilmektedir. Allah muhabbetinin gereği, O’nun emir ve isteklerine kalbin içtenlikle teslim olmasıdır.
Allah Sevgisini Besleyen Unsurlar
Allah sevgisini (muhabbetullahı) besleyen başlıca unsurlar şunlardır:
- Düşünerek ve manalarını anlayarak Kur’an okumak.
- Farzlardan sonra nafile ibadetlerle Allah’a yaklaşmak.
- Her zaman dil, kalp, amel ve hâl ile Allah’ı zikre devam etmek.
- Kalbin Allah’ın isim ve sıfatlarını bilmesi ve gereği ile amel etmesi.
- Allah ile arasına giren her engelden uzak durmak.
Aşk ve Muhabbet Arasındaki Sınır
Bu temeller üzerine oturmayan bir muhabbetten “aşk” diye bahsedilebilir. Çünkü aşk, muhabbet ayeti olarak bilinen Al-i İmrân 31’in çizdiği sınırları kabul etmez.
Mâide 54: “Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah onların yerine kendisinin onları seveceği, onların da kendisini seveceği bir kavim getirir…”
Bu ayette Allah tarafından sevilen kulların dört özelliği sayılmıştır:
- Mü’minlere karşı ince, nazik ve merhametlidirler.
- Kâfirlere karşı onurlu ve izzetlidirler.
- Allah yolunda nefisleriyle, elleriyle, dilleriyle ve mallarıyla cihat ederler.
- Allah’ın dininin hâkim olması için yaptıkları cihatta kimsenin kınamasına aldırmazlar.
Günümüzde Aşk Söylemi
Bugün mü’minlere karşı kibirli, kâfirlere karşı alçak gönüllü olan, batıl din ve ideolojilerle “hoşgörü” adı altında beraber olan Müslümanların Allah sevgisini “muhabbetullah” yerine “aşk” olarak ifade etmeleri, aşk kavramının hudutların dışında inşa edildiğini gösterir.
Kur’an’da Allah’ın Sevdiği ve Sevmediği Kullar
Kur’an ve Sünnet Allah’ın hangi mü’min kullarını sevdiğinin örnekleriyle doludur. Örneğin:
- “Allah sabredenleri sever” (Al-i İmrân 146)
- “Allah iyilik edenleri sever” (Al-i İmrân 134, 148)
- “Allah çok tövbe edenleri sever” (Bakara 222)
- “Allah kendi yolunda birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever” (Saff 4)
Allah’ın sevmediği kullar da ayetlerde belirtilmiştir:
- “Allah fesadı sevmez” (Bakara 205)
- “Allah kibir taslayanı sevmez” (Lokman 18)
- “Allah zalimleri sevmez” (Al-i İmrân 57, 140)
Dolayısıyla Allah sevgisinin sabit olması, ancak kulun amellerinde, sözlerinde ve ahlakında Resulullah’a tabi olmasıyla mümkündür.
Tasavvufta Mecazî Aşkın Tehlikesi
Şekil ve surete dayalı tasavvufta mecazî aşk olarak ifade edilen aşk büyük bir bela ve korkunç bir afettir; kalbi tahrif eder. Kalp Allah’ı sevmek için yaratılmıştır. Aşk ruhu Allah’tan başkasına köle hâline getirir, esarete düşürür, aşkını ve maşukunu ilahlaştırır.
Bu durum Câsiye 23. ayeti hatırlatır:
“Hevasını (aşkını) ilahlaştıran kişiyi görmedin mi?”
Modern Hayatta Aşk Söyleminin Yükselişi
Kur’an ve Sünnet temelli muhabbetullahı kavrama yerine aşk söyleminin yaygınlık kazanması; kapitalist kültürü ve seküler yaşam tarzını benimseyen Müslümanların kendilerini ifade ettiği bir zemin hâline gelmiştir. Artık “AŞK”, Müslümanları modern hayata mistik bir anlayışla entegre etmenin adı olmuştur.

