Küreselleşen Dünyada Kaybolan İnsanlık / Nur Dinçkan

İnsanı İnsan Yapan Özellik: Ahlâk
İnsan, asıl olarak ahlâkî bir varlıktır. Onu diğer varlıklardan ayıran temel özellik de budur.
İnsanı insan yapan nitelik, yalnızca akıl değil, ahlâktır.
Hayvanlarda belli bir düzeyde kavrama özelliği bulunsa da bu, aklın yerini tutmaz. İnsanı varlık dünyasında mükemmel kılan şey, ahlâklı oluşudur. Hayvanlar yiyeceklerine ulaşmak için çalışır, çabalar; fakat iyiliğe ulaşmak ya da ahlâklı olmak için gayret etmezler.
Bir köpek, sahibinin istediğini düşündüğü şeyi yapabilir ama ahlâkî olarak doğru olduğunu düşündüğü şeyi yapamaz. Çünkü ahlâklılık için irade şarttır. Ahlâkdışılık insandışılığı getirir.
Akılcılık (burada “akıllı olmak” değil, aklı mutlaklaştırmak kastedilmektedir) güç kazandığında insan, son derece yıkıcı bir varlığa dönüşebilir. Oysa ahlâkî yön arttıkça insanın insanlığı artar.
Küreselleşme ve Ahlâkî Çöküş
Çağımızda egemen kültürün dünyayı kuşatmasıyla birlikte ahlâkî çöküş hız kazanmıştır. Küreselleşmeyle beraber iki temel özellik öne çıkmaktadır: yayılma ve metalaştırma.
Bunu şöyle özetleyebiliriz:
- Maddeciliğe sarılmak,
- Gücü elinde toplayarak insanlar üzerinde baskı ve hâkimiyet kurmak,
- Egoizme (bencilliğe) dalmak, insan onurunu değersizleştirmek. Bu anlayışa göre her şeyin değeri onun fiyatıdır. Hâlbuki fiyatlanmış bir şeyin gerçek değeri yoktur.
- Fıtrî değerlerden yoksunluk: küreselleşme, hoyrat kâr anlayışı, aşırı bencillik, başıboş özgürlük, yırtıcı rekabet ve maddecilik gibi “değersiz değerler”le insanı metalaştıran bir yayılmadan ibarettir.
Emanet Bilinci
Bu yayılmacı küreselleşmeye karşı durabilmek için emanet anlayışını yeniden hatırlamamız gerekir.
İnsanın kendi benliği başta olmak üzere tüm varlıklar bize emanet olarak verilmiştir. Dolayısıyla eşyaya ve varlıklara sahiplik anlayışıyla değil, emanet anlayışıyla bakmalıyız.
Mülkiyet geçicidir. İnsan, yalnızca Allah tarafından lütfedilmiş geçici bir mülkiyete sahiptir. Zaten bu özellik insanın fıtratında da vardır. İnsan “eşref-i mahlûkat”tır.
Her şey insan için, insan ise Allah için yaratılmıştır. Bu sebeple gerçek mü’min, “Benim hayatım, benim bedenim” demez. Çünkü bilir ki hayatı da, bedeni de emanettir. Bu anlayıştaki insan, bedeni üzerinde mutlak tasarrufta bulunmaktan kaçınır.
Ahlâk: Hayatı Kuşatan Bir Bütünlük
Ahlâk, insan için tamamlayıcı bir nitelik ya da lüks değildir. İnsan, tüm eylemlerinde ahlâktan bağımsız davranamaz; nötr de olamaz.
Ahlâk, hayatın bütün alanlarını kuşatır. Akıldan, kalpten, duyulardan ve duygulardan bağımsız bir alan olarak düşünülemez.
Küreselleşen ve insanı nesneleştiren Batı zihniyeti, insanı parçaladığı için onun başkalarıyla ilişkilerine de zarar vermiştir. Soykırım, işkence, ırkçılık, sistematik terörizm, kültürleştirme yoluyla uluslararası güç dayatması bunun açık örneklerindendir.
İnsana, ahlâkî gerilemeden daha fazla zarar verecek başka bir şey yoktur. Zira ahlâkî gerileme, insanlıktaki gerilemedir.
Çözüm: Daha Üstün Bir Değerler Sistemi
Bugünkü küresel modern cahiliye sistemini değiştirmeden, onun doğurduğu sonuçların değişeceğini varsaymak yanlıştır. Bu ahlâkî çöküşün sona erdirilmesi, ancak mevcut Batılı değerleri üreten sistemin çok üstünde değerler üreten güçlü bir sistemle mümkündür. Bu da İslâm’dır.
Ne var ki, Müslümanlar İslâmî mesajın özgün anlamını yeniden idrak edip dünyaya davet etmek yerine, İslâmî değerlerin içerik anlamlarını dönüştürerek küresel sistemle barışık bir İslâm anlayışının peşine düşmüşlerdir. Böylece İslâm, bu dünyanın manevi bir nesnesi hâline getirilmiştir.
Bugün Müslümanlar, yalnızca üretmek ve tüketmek için özgürlük talep etmektedir. Oysa değişmemiş bir Kitap ve Sünnet, insanlığımızı gerçekleştireceğimiz tüm ahlâkî ilkeleri hâlen elinde bulundurmaktadır.
Çözüm, Müslümanlığımızı yeniden tefekkür ederek ve yaşayarak mümkündür.

