DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Hadis İnkârcılarının 20 Temel Özelliği / Nur Dinçkan

Kur’an’ı rasyonalist bir anlayışla kavramaya çalışan ve Sünnet’i Kur’an’dan kopuk, bağımsız bir unsur gibi lanse eden Mutezile akımının, gün geçtikçe zayıf beyinleri etkisi altına aldığı şu cahiliye çağında bu yazıyı elzem görüyorum.

Günümüzde bazı sapkın fırkalar, her geçen gün daha tehlikeli bir aşamaya gelmekte ve bu fırkalara mensup şahıslar, Müslümanları Ehl-i Sünnet akidesinden uzaklaştırmak için ellerinden gelen gayreti göstermektedir. Bu fırkaların en tehlikelisi; Sünnet’e karşı yürüttükleri dolaylı muhalefetle aslında Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) nübüvvetini inkâr etmeyi amaçlayan ve İslam’a karşı açılan gizli savaşta ön sıralarda yer alan hadis inkârcılarıdır.

Bu yazıda, özellikle Türkiye’deki hadis inkârcılarının genel özelliklerini maddeler halinde sıralayarak genç kardeşlerimizin bu kişileri kolayca fark edebilmelerini amaçladım.

1. Vahyi Sadece Kur’an ile Sınırlandırmaları

Sünnetin vahiy olduğunu inkâr ederler. Sık sık “vahye dönüş” çağrısı yapmalarına rağmen, bundan kasıtları Sünnet’in dışlandığı bir Kur’an anlayışıdır. Aslına bakılırsa onlar insanları Kur’an’a da çağırmazlar; sadece Kur’an’dan kendi anladıkları kişisel düşüncelere çağırırlar.

2. İslam Hukuk Mirasını Reddetmeleri

Sünnetin vahiy olduğunu kabul etmemenin bir sonucu olarak, Sünnet’in anayasal niteliğini ve asırlardır bize intikal eden büyük fıkıh mirasını reddederler.

3. Usulsüzlük ve Akılcılık

Kur’an’ı; Sünnet’in ışığında, sahabenin ve salih selefimizin anladığı şekilde anlamak istemedikleri için belirli bir usulleri yoktur. Tek ölçüleri kendi akıllarıdır. Herhangi bir ayeti Hz. Peygamber’in veya sahabenin nasıl tefsir ettiği onlar için önem arz etmez.

4. İslami İlimlere Karşı Tutumları

Akaid, Hadis ve Fıkıh gibi İslami ilimlerin, insanların Kur’an’a dönmesine engel teşkil ettiğini savunurlar. Onlara göre İmam Ebu Hanife, İmam Tahavi ve diğer Ehl-i Sünnet âlimlerinin akaid eserleri gereksizdir. İddialarına göre insan, Sünnet’ten gelen rivayetler olmadan, itikat esaslarını sadece Kur’an’dan kendisi çıkarmalıdır.

5. Aklın Mutlaklaştırılması

Akıl, onlar için iyi ve kötüyü belirlemede temel ölçüdür. Kur’an olmasa bile, insanın aklıyla neyin iyi veya kötü olduğunu bulabileceğini savunurlar. Bazı temsilcileri “akıl peygamberdir” ifadesini kullanacak kadar ileri gider.

6. Ayetleri Kendi Akıllarına Göre Tevil Etmeleri

Akıllarını vahyin önüne geçirdikleri için, rasyonel düşüncelerine uymayan hadisleri (sahih veya mütevatir olsa bile) reddederler. Açıktan inkâr edemedikleri ayetleri ise “tevil” adı altında tahrif etmeye çalışırlar.

7. Hadis Metodolojisini Küçümsemeleri

Bir kısmı Sünnet’i tamamen reddederken, çoğunluğu hadisleri kendi Kur’an anlayışlarına arz ederek kabul eder. Muhaddislerin sadece senede baktığını, metin tenkidi yapmadığını ve “akıllarını kullanamadıklarını” iddia ederek asırlık hadis ilmini aşağılarlar.

8. Seçmeci Yaklaşım ve Mevzu Hadis Çelişkisi

Mütevatir (en güvenilir) bir hadisi akıllarına uymadığı için reddedebilirken, kendi görüşlerini destekleyen mevzu (uydurma) bir hadise sarılabilirler. Örneğin, “Benden size bir hadis gelirse onu Kur’an’a arz edin…” şeklindeki uydurma rivayeti, usul olarak kabul ederler.

9. Oryantalist Hayranlığı ve Âlim Düşmanlığı

Goldziher ve Schacht gibi İslam düşmanı oryantalistlere duydukları saygı ve hayranlık dikkat çekicidir. Buna karşılık, ümmetin büyük âlimlerine karşı son derece kaba, alaycı ve saldırgan bir tutum sergilerler.

10. İmam Şafii ve İmam Buhari Öfkesi

Özellikle İmam Şafii ve İmam Buhari gibi isimlere karşı dinmeyen bir öfkeleri vardır. İmam Şafii’nin Sünnet’in dindeki yerini sağlam bir usule oturtmuş olması, onların planlarını bozduğu için onu tahkir etmeye çalışırlar.

11. Alternatif ve Yapay Bir Usul Arayışı

Asırlardır kabul görmüş hadis usulünü değiştirip yerine Batılı normlara uygun yeni bir yapı getirmeye çalışırlar. Ancak bu çabaları ilim çevrelerinde değil, genellikle İslami ilimlerden uzak, sadece mealle hüküm çıkaran kesimlerde taraftar bulur.

12. Tarihselcilik ve Batı Karşısında Aşağılık Kompleksi

Batı medeniyeti karşısında duydukları mahcubiyet nedeniyle, Kur’an’ın bazı hükümlerini (örneğin hırsızlık cezası) “tarihsel” ilan ederek günümüzde geçersiz sayarlar. Batı’nın hapis cezasını, ilahi hükümlere tercih ederler.

13. Sekülerleşme ve Modern İdeolojilere Teslimiyet

Düşünce yapıları; demokrasi, sekülerizm ve rasyonalizm ile büyük ölçüde örtüşür. Onlara göre din vicdanlara hapsolmalıdır ve devlet yönetimine müdahale etmemelidir. Bu, Sünnet’in hayata dair kurallarını reddetmelerinin doğal bir sonucudur.

14. Kur’an Kıssalarını Sembolleştirme

Kur’an’ın sadece ahlaki öğütler içerdiğini savunur, anlatılan kıssaların çoğunun gerçekte yaşanmadığını, sadece sembolik anlatımlar olduğunu iddia ederler.

15. Taklitçilik Suçlaması

Müslümanların geri kalma sebebini büyük İslam âlimlerine ve hadislere bağlarlar. Âlimlerin ümmeti taklitçiliğe sevk ettiğini iddia ederek kendi rasyonel yorumlarını “gerçek İslam” gibi sunarlar.

16. Akıl Putçuluğu

Kabir azabı veya tevessül gibi konuları eleştirirken “şirk” kavramını dillerinden düşürmezler; ancak kendi akıllarını ve beşerî ideolojileri vahyin önüne koyarak düştükleri “akıl putçuluğunu” görmezden gelirler.

17. Sahte “Çelişki” İddiaları

Sürekli olarak Kur’an ve akıl ile çelişen hadisler olduğunu iddia ederler. Oysa Kur’an, sahih Sünnet ve selim akıl arasında çelişki yoktur; çelişki onların Batı etkisiyle kirlenmiş zihinlerindedir.

18. Emperyalizme Karşı Samimiyetsiz Tutum

Batı medeniyetini takip edilmesi gereken bir ideal olarak görürler. Sözde emperyalizm karşıtı söylemleri, düşünce dünyalarının Batı fikirleriyle bu denli iç içe olması nedeniyle samimiyetten uzaktır.

19. Şia Sempatisi ve Vahdet Söylemi

Ehl-i Sünnet’e karşı çok sert davranırken, Şia’nın hatalarına karşı sessiz kalırlar. “Ümmetin birliği” söylemi altında genellikle Ehl-i Sünnet akidesini aşındırmayı hedeflerler.

20. Karakter ve Üslup Sorunları

Bu kesimin taraftarlarında genellikle edep ve nezaket eksikliği görülür. Sahih hadislerle alay eden, büyük âlimleri küçümseyen, kibirli ve istihzalı bir üsluba sahiptirler.

Sonuç olarak; bu zihniyetin beslendiği asıl kaynak, tarih boyunca İslam âlimleri tarafından reddedilen Mutezile mezhebinin günümüze uyarlanmış halidir. Oryantalistlerin tezlerini “modern yorum” ambalajıyla sunarlar. Her ne kadar farklı gruplara ayrılsalar da, “aklı vahyin önüne geçirme” noktasında birleşirler. Ancak onlar ne kadar çabalarsa çabalasınlar, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) müjdelediği “hak üzere sebat eden topluluk” yani Ehl-i Sünnet akidesi kıyamete kadar baki kalacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir