DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Fetih Üzerine Yeniden Düşünmeli / Nur Dinçkan

1-

Kur’an kavramı olarak fetih; açmak, galip gelmek anlamına gelir. Allah kelimesi en yüce olsun hedefi ile ve Allah ile insanlar arasına girmiş olan tüm putlar kalksın, insanlık Allah’ın dini ile buluşsun diye yapılan savaşın adı cihattır.

Cihadın neticesinde elde edilen yerler, şehirler, ülkeler fethedilmiş olur. Bunun için fetih bir istila, işgal, sömürü değil, Allah ile kul arasındaki sahte tanrıları kaldırarak yol açmanın adıdır.

İki türlü fetih vardır: Davet ile ve kılıç ile yapılan fetih.

Allah Resulü’nün siretinde her ikisini de görmekteyiz. Medine-i Münevvere Kur’an-ı Kerim ile fetih edilmiş, Mekke-i Mükerreme ise kılıçla fetih edilmiştir. Her ikisinde de ana gaye; insanların gönüllerinden Allah’ın  dinine  giden bir yol açmaktır. İmam Taberi meşhur tarihinde şöyle bir rivayet aktarır: Müslümanlar bir beldeyi fethettiklerinde, o belde halkını İslam’a davet eder, eğer Müslüman olan olursa, fetih esnasındaki getirdikleri tekbirlerden daha yüksek sesle, büyük bir sevinçle tekbir getirirlerdi. Eğer Hristiyanlıkta kalmaya devam ederlerse, onlardan cizye alır, sanki kendilerinden biri İslam’dan dönmüş gibi üzülürlerdi. Bu olay bile bize fethin toprak elde etmek, sömürmeye dayalı bir düzen kurmak olmadığını çok açık bir şekilde göstermektedir.

Bugün öncelikle Mus’ab B. Ümeyr’in Medine’de yaptığı gibi, Allah’ın ayetleriyle insanları sanki Kur’an bugün iniyormuş gibi yeniden tanıştırmak zorundayız. Çünkü  biz tüm insanlığa rahmet için çıkarılmış bir ümmetiz. Ümmet-i Muhammed’iz! Allah’ın insanlığa gönderdiği son vahyin Kur’an’ın ve son elçisi  Hz.Muhammed (S.A.V.)’in tabileriyiz. İnsanları Allah ile buluşturmanın, kalpleri fethetmenin sahih yolunun Kur’an ve Sünnet zemininde olması gerektiğinin bilincinde olmalıyız.

İnsanların kalplerini fethedeceğiz diye Kur’an ve Sünnet öncelikli olmayan yollardan kaçınmalıyız. Ve fethin yeri geldiğinde kuvvetle, orduyla olması gerektiğini de unutmamalıyız. Allah Resulü’nün on bin kişilik bir orduyla Mekke’yi fethettiğini ve ilk iş olarak o beldeyi putlardan arındırdığını unutmamalıyız.

Hz. Peygamber, Ahmed B. Hanbel’in müsnedinde geçen  “Konstantiniye elbette fetholunacaktır. Onu fetih eden komutan ne güzel komutan, onu fetih eden ordu ne güzel  bir ordudur.” Hadis’i ile Müslümanlara sadece gelecekten bir haber vermek veya onları motive etmek için bu Hadis’i söylememiş, aksine onlara bir hedef göstermiştir. Büyük hedefler, büyük insanlar tarafından gösterilir.

Allah Resulü hendek gazvesinde hendekler kazılırken kendisi de bizzat bu faaliyetin içinde bulunmuş  ve bu esnada kisranın ve kayserin saraylarının Müslümanların olacağını bildirmiştir. Ashabın en çaresiz ve  sıkıntılı  dönemlerinde mevcut şartlara takılıp kalmamalarını,  Allah’ın dininin hakimiyeti için cihat etmeleri gerektiğini bildirmiştir. Sahabe döneminin dünyasında en güçlü devletler olan Bizans’ın ve İran’daki  Sasani devletinin fetih edilmesi için hedef olarak gösteren bir Peygamber’in ümmeti olarak bugün O’nu anlamaktan ne kadar da uzağız!

“Evrensel insanlık değerleri, insanlık ailesinin fertleri gibi”  modern hurafelerle aldatılan gafil Müslümanlar, bugün yaşadıkları dünyanın güçlü devletlerine acaba bu bakış açısıyla mı bakıyorlar? Yoksa bir aşağılık kompleksi içerisinde miyiz? Konstantiniyye  “konstantinepol” yani “Konstantinin şehri” anlamına gelir.

Fatih’in fethinden sonra ise “İstanpol” adını almış, sonra türkün yüzünü Kabe’den batıya dönerek kıblesini şaşırmasıyla  ne anlama geldiği belli olmayan  İstanbul kullanılmaya başlanmıştır. Bugünlerde ise, İstanbul’a biçilen rol, dünya kültürünün başkenti olmasıdır. İstanbul’un Mekke -Medine, Şam, Bağdat, Kudüs gibi İslam medeniyetinin bir şehri iken, şimdi dünya kültürünün başkenti olarak görülmesi, bizim İstanbul’un fethini yeniden gündemimize almamız gerektiğinin apaçık delilidir. Bu fetih öncelikle Müslümanın İslam’la yeniden buluşması ile mümkün olacaktır.

Bu bağlamda fethin yeniden düşünülmesi ve fethi Musab B. Ümeyr gibi anlayacak bir gençliğin olması dilek ve temennilerimle…

-2-

Müslümanların bir beldeyi İ’lâ-yi Kelimetullah (Allah kelimesinin en yüce olması) amacıyla İslamiyet’e açmalarına, İslamiyet’i hakimiyeti altına almalarına “fetih” denilir.

Müslümanların Kur’an’ın vahyiyle ve Resul’e ittiba ile başlayıp, devam ettikleri yürüyüşlerinde fetih kavramsal olarak, ilk defa adını da bu sureye veren Fetih Suresi’nde karşımıza çıkar. Bu surenin birinci ayetinde “Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik. Buyurulur. Müfessirlerin çoğuna göre buradaki fetih Hudeybiye andlaşmasıdır. Hudeybiye andlaşması, kendisinden sonra gelecek olan fetihler zincirinin başı ve açıcısı olmuştur. Aynı surenin içerisinde geçen feth-i karib (yakın fetih) ile işaret edilen fetih ise, Hayber fethi ve onu takip eden Mekke fethi olduğu söylenmiştir.

Allah’ın adı en yüce olsun diye yapılan savaşlara “cihad” denir. Esasında cihad: Allah ile kul arasındaki tüm engelleri kaldırmak için yapılan tüm ceht, çalışma, mücadele gibi kelimelerle ifade edebileceğimiz anlamların hepsidir. Cihad, gayri müslimlerin emperyalist emellerle yaptıkları bir sömürü savaşı değildir. Cihad ile bir ülke veya şehir halkı Allah’la ve O’nun tek dini İslam’la buluşsunlar diye yapılır. Bu da bir anlamda fetihtir.

Fetih sadece maddi yönden bir anlam ifade etmez. Öncelikli olarak kalbi ve aklı İslam’a açmak, ikinci olarak da; İslam mesajının önündeki engelleri kaldırmak ve insanın kalbine ve aklına ulaşmasına mümkün kılacak ortamı hazırlamak anlamına gelir. Bu anlamda Hz. Peygamber, ”Ülkeler ve şehirler zorla alınır. Medine ise Kur’an’la fethedilmiştir.” buyurmuştu. (Belazuri 1,6).

Hudeybiye anlaşması da, insanların Allah’ın davetine ulaşması için barış ortamına vesile olduğundan “fethi mübin“ olarak nitelendirilmiştir. Fetih ve cihad da gaye; toprak kazanmak değil, yer altı ve yerüstü zenginliklerini ele geçirmek de değil, insanları kula kulluktan kurtarıp, yalnız Allah’a kul olmalarını sağlayacak ortamı inşa etmektir. Bugün kalbleri Allah’ın dinine açmak için çağdaş putlarla savaşmanın adıdır cihat. Modern putlar; moda, cinsellik, lüks gibi veya bunları üreten çağdaş-modern dinler olarak tanımlayabileceğimiz; sekülerizm, pozitivizim, kapitalizm, liberalizm gibi doktrinlerdir. İbrahim (a.s)’ın puthaneye girip, baltayla kırdığı putlar bugün karşımıza bu doktrinler olarak çıkmaktadır.

Beldelerin fethinden önce, kalblerin fethini cehdetmemiz gerekir. İnsanların kalblerini Allah ve Resulü ile buluşturmak ve çağdaş putlardan kurtarmak için cehd ederken, bir taraftan da Allah ve Resulü’ne ulaştırmak için vasıta olması gerekenlerin, kendilerinin putlaştırılmasına sessiz kalmaları, içeriden üretilmiş dini damgası vurulacak ikinci putlardır.

Hucurat Suresi 1. ayet de; ”Ey iman edenler! Allah ve Resulü’nün önüne geçmeyin. Hiçbir şeyi de Allah ve Resulü’nün önüne geçirtmeyin. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah her şeyi işiten ve bilendir.” buyurulmaktadır.

Muhakkak ki Fettah olan Allah’tır. Kalblerin sahibi, kullarına rızık ve rahmet kapılarını açan, gerçeği görebilmeleri için kalbleri ve basiretleri üzerindeki perdeleri kaldıran Allah’tır. Fettah Allah’ın isimlerinden (Esma-ul Hüsna) biridir.

Mutlak adaleti gerçekleştiren, hak ile batılı birbirinden ayırıp, durumu açıklığa kavuşturan, mazlumlara yardım edip, mü’min kullarına zafer veren O’dur. Allah Hayrü’l fatihin (hükmedenlerin en hayırlısı) dir. (A’raf 7/80).

Müslümanların İslam’a hizmetlerini, yalnız Allah kelimesi yüce olsun diye yapmalarına, kalpleri fani varlıklara ve kurumlara bağlamak değil, vahye açmak için yaptığı çalışmalara cihad denir. Ve kalpler o zaman Fettah olan Allah için fetih olmuş olur. İçinde yaşadığımız şu süreçte, fetih ve cihad kavramlarını yeniden anlayıp, idrak etmeye ne kadar muhtacız!

Sözlerimi Fettah isminin hakim anlamında kullanıldığı şu ayetle tamamlamak istiyorum: “De ki: Rabb’imiz hepimizi bir araya toplayacak, sonrada aramızda adaletle hüküm verecektir adil bir hakimdir. (Fettah) Her şeyi bilendir.” (34/26)

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 13 eseri bulunmaktadır.