DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Yaşadığımız Süreç ve Tarihe Bakışımız / Nur Dinçkan

Tarih, kendisinden ders alacağımız bir bilgi kaynağı bir başvuru çerçevesidir.

Kur’an’ın sık sık tarihe, tarihi olaylara ve tarihi kalıntılara/ izlere atıfta bulunması çok önemlidir.

Müslümanlar tarihi süreç içerisinde Kuran kıssalarını ve tarihî fıkhetmekten(derin anlayış ve kavrayış) geri kalmışlardır.
İçinde yaşadığımız günleri doğru anlamlandırmak için Kur’an’ın tarih anlayışını bilmemiz gerekir.

Al-i İmran Suresi 140. ayette mealen şöyle buyurulmaktadır;
“…İste Biz o günleri (Bazen galibiyet ve bazen mağlubiyet şeklinde) insanlar arasında döndürür dururuz.”
Bu da Allah’ın gerçekten iman edenleri ortaya çıkarması ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmez.
Bu ayeti kerime bize, günlerin insanlar arasında döndürüldüğünü ifade etmektedir.
Buna göre; Müslümanın tarih yorumu döngüsel bir tarih yorumudur.
İlerlemeci tarih anlayışı değildir.

Günümüzde Müslümanlar, biyolojik Darwinizm’i reddetmekle beraber sosyal bilimlerde, özellikle tarihte, ilerlemeci tarih anlayışının etkisi altındadırlar.

Necip Fazıl’ın
“Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana,
Yükseldik sanıyorlar alçaldıkça tabana.

Zaman korkunç DAİRE, ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen yüzbin devir ileride.!”

Ra’d Suresi 11. Ayette ise;
“… Muhakkak bir toplum özlerini (iç dünyalarını) değiştirip bozmadıkça, Allah’ta onların durumunu değiştirip, bozmaz.!”

Evrende varolan herşey bir yasaya bağlıdır.
Kur’an’ı Kerim, tarihi ve toplumsal değişimi ifade ederken Sünnetullah kavramını kullanır.
Allah’ın evrendeki Ayetleri, Kevni ayetler ve tenzili ayetler olarak iki bölümde ele alınır;
Güneşin ve ayın hareketleri kevni ayettir ve İlahi yasalara tabidir. (Kevni şeriat)
Tarihî ve toplumsal yasalar ise şartlı önermeler olarak değerlendirebilir.
Ra’d Suresi 11.ayette, toplumsal bir değişimden bahsedilebilmek için insan ve toplum iradesi şart koşulmuştur. İnsanın tarihi alana katılımı özgür iradesi iledir.

Tarih, insan eylemleriyle yapılan bir yapıyken, tabiat ise böyle değildir.
Kevni yasalar zorunlu iken, tarihi ve toplumsal yasalar insan iradesine bağlıdır.
Kur’an -ı Kerim geçmiş Ümmetlerin başına gelenleri doğru okumak için, yeryüzünde gezmemizi, helak olan kavimlerin helak oluş süreçlerinin keyfiyeti üzerinde düşünmemizi ister.

Toplumsal değişim için bireysel değişimin olması Allah’ın toplumsal değişim için belirlediği bir yasadır.
Bir toplumun ilerleme, gerileme, çöküş nedenleri doğrudan insana bağlıdır.
Değişim tabandan gelmelidir.
Tavandan gelen değişimin başarı şansı düşüktür.
İnsanın değişimi düşünce ve irade ile oluşur.
Tarihî hareketlerin temelinde de bu vardır.
Sahih bir düşünce ve irade yönetimi olmadan bir değişimin olabilirliğini düşünmek imkânsızdır.

Tarihi süreç insanların ve toplumların eylemlerine bağlıdır. Toplumların maddi anlamda ilerlemeleri, manevi alanda ilerlemelerinin garantisi değildir.
Maddi alanda ilerlemiş toplumlarda yozlaşma daha fazladır.
Konformizin kapitalist tüketim alışkanlıkları düşünce ve iradeyi dumura uğratmaktadır.
Günümüzde şuursuzluğun idamesi hayatı çoğaltmakla devam etmektedir.
Sürekli ihtiyaçların çoğaltılması insanı tatminsiz bir ihtiyaç küpü haline getirmektedir.

Sömürgeciler fiziki ve kültürel olarak isgal ettikleri yerlerin sakinlerini kimliksizleştirmişlerdir.
Sağlıklı bir gelecek için sahih bir geçmiş tasavvuru şarttır.
Bir milleti yönlendirmek için yapay bir geçmiş tasavvuru oluşturulur.
Bugün içinde yaşadığımız tarih ve medeniyet perspektifi tamamen yapaydır.
İslâm dışı bir anlayışın etkin bir hale gelmesiyle Müslümanların İslâm’la ilişkileri de bozulmuştur.
Bir yerde sekülerleşme varsa din sorun haline gelmiştir veya bir yerde din sorun haline gelmişse, bu bir sekülerleşme alametidir.
Bugün, küresel sömürü düzenlerine ciddi direniş gösteren sadece İslâm’dır.
Küresel batı cahiliyesi, kendi dışındaki dünyaya iki tercih sunmaktadır;
Ya asimilasyon ya da eliminasyon. Yani, ya batıya benzeyeceksiniz ya da batının gücü ve zoruyla saf dışı bırakılacaksınız. Başka alternatif yok.
Batının bu mantığını iyi bilmemiz gerekir.

Müslümanların bugün içinde bulundukları sorunlar İslâm’dan değil, içine düştükleri bir durumdan kaynaklanan sorunlardan dolayıdır.
Bu durum ise, kültürel olarak sömürge durumuna düşmemizdir.
Sekülerleşme ise, sömürgeciliğin tabii bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Sonuç itibariyle, külli anlamda fert ve Ümmet olarak tevbe etmemiz, özeleştiride bulunmamız gerekmektedir.
Tarihe mitolojik ve hurafeci üslupla yaklaşmayı bırakıp Kur’an’ın yöntemiyle bakabilmeyi gerçekleştirebilmeliyiz.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir