Benim Kalp Gözüm Açık / Dr. Hatice Kösecik

Elimde nedendir bilinmez defne dalı, bir ofisten içeri giriyorum. Güzel döşenmiş, iki odalı daireden girerken dikkatlice bakıyorum çevreme ki, bir ad, bir unvan görebilir miyim diye ama nafile, çabam boşa.  Sorduğumda neden bir tabela ya da orasının bir koçluk merkezi olduğunu belirten bir yazı bulunmadığını, bu şekilde bir yıldır idare ettikleri söylenir!!!

Gayet güzel döşenen, mor rengin hakim olduğu ofiste ne iş yaptıklarını öğrenmekti amacım. Bizi yetiştiren doktor büyüklerin tavsiyesiyle, bu tarz yerlerde ne işlerin yapıldığını anlayabilmek, aydınlanmaktı önceliğim.

Beni karşılayan hanım efendi, elimde defne dalı ve de mütebessim halime baktı önce.

“Aaa siz örtülüsünüz.” dedi, ne demekse.

Evet dedim, aslına bakarsanız ben telefonda konuştuğumuzda sizi daha farklı hayal etmiştim. Çünkü kendisine koç diyen bu hanım efendi, telefonda bana, kısacık konuşmamız sırasında, esmadan, zikirden bahsetmiş, bu şekilde hastaları tedavi ettiğini söylemişti. İnsanlık hali benim ki de onunki de, kimseyi dış görünüşüyle tahlil etmemek gerektiğini unutuvermiştim işte.

Bu benim kapalı halim diye güldü, ben zamanında bir elimde sigara diğer elimde kahve, fal bakardım…

Bir insanla konuşmaya başladığınızda, o kişinin çekirdek kelimeleri ele verir kendisini. Zaten hali hazırda danışmanlık yapan,  kendisine “theta healing” diyen bu arkadaş zatı hakkında bir fikir vermişti bana. Anlamıştım nereye geldiğimi, neden tabelasının ve de vergisinin olmadığını.

Anlayamadığım ise nasıl bu kadar çok taleplisi olduğuydu. Ne pazarlıyor ne tedavi ediyordu, fal bakmaktan bir tık yukarı çıkmış, çocuk büyük demeden danışmanlık yapıyordu.

Vee kendisinin kalp gözünün açık olduğunu söyledi laf arasında. Benim bunlara karnım toktu da ya aç olanlar? Ya denize düşenler de sarılacak bir ip arayanlar?

Allah’ım mukayyet ol aklıma, artık ne duymak ne de görmek istiyoruz bu vakaları. Dini alet edinip de, insani duyguları kullanmayı. Çünkü tedavi olmak için gittiği doktorla hemhal olursa kişi şifayı daha çabuk bulabilir. Her kelime seçilerek söylenmelidir muhatabına. Telkin burada devreye girer farkına varamaz hasta, söylenileni kabullenir beyni.

Beynimize ne verirsek onu alır, sorgulamaz, kabul eder. İşte tam da  söylemek istediğim. Kendine şifacı adını veren, ya da danışmanlık, koçluk yapan kişilerin ruh halleri, dini doğru bilmesi iyi anlaması çok önemlidir. Yanlış  bir ifade ya da söylem farklı boyutlara sürükleyebilir maruz kalanı. İçindekini akıtacaktır çünkü karşısındakine.

Demem o ki; “Siz ne okudunuz, sağlıkla ilgili bir alan mı?” diye sorduğum kişinin işletme cevabını vermesi de manidardır bizce. Evet okumuştur işletme, tabi ki saygımız var. Fakat yine laf arasında; “Bana kitap yazdırıldı.” demesi, bizim de o kitabı görmek istememiz üzerine, henüz basılmasına izin verilmediğini ifade etmesi de ayrı bir muamma zaten. Anladınız siz onu, neyi ima ediyor, kendini nerede hangi kulvarda görüyor. Dinden dem vurup namaz gibi olmazsa olmazını es geçiyor,  danışanlarına esma çekmeyi öğütlerken, konuşma sırasında vakti giren akşam namazını görmezden geliyor.

Nasıl  dua etmek gerektiğini, doğru  kapıyı nasıl çalacaklarını gösterdiğini iddia ediyor.

Oysa ki,  İslam dininde aracıya gerek yok, her ne şekilde olursan ol ettiğin duanı zaten Rabbimiz görüyor ve de ziyadesiyle memnun oluyor. Yeter ki sen yolunda bulun, yirmi dört saat hiç çekinmeden çalabileceğin bir kapın var diyor yaradan. Muhteşem…

Kıssadan hisse; Kişi ya olduğu gibi görünmeli ya da göründüğü gibi olmalıdır. Tıbbi eğitim almadan kimseyi  tedavi etmeye kalkmamalıdır. Hele hele dinimizi bu çarka alet etmeye kimsenin hakkı yoktur.

Kısacık bir konuşma sonrası, ayağa kalktığımda, şöyle bir baktı. Ona inanmadığımı ifade ettim, bu sefer de bana; “Ben şu anda senin içinde dışında ne var ne yok bilirim.” dedi. Zannetti ki ondan çekinip korkacağım, sanki mucizevi halleri var da biz de pabuç bırakacağız onun bu gizemli göstermeye çalıştığı durumuna.

“Defne dalını biz de kullanıyoruz, bazı kötü güçler için dedi.”

Bizim amacımız halkımızı, bazı konularda eksik bilgiyle yola çıkanları, araştırmadan kendini teslim edenleri, denize düşenleri uyarabilmektir bir tıp doktoru olarak.

Derdine derman aramak amacıyla gidilen kişilerin,  kim olduklarını, ne işle uğraştıklarını, eğitim durumlarını, işlerine dini sermaye edinip edinmediklerini, doğru konuştuklarını, özüyle sözünün bir olup olmadığına bakılması, geleceğimiz için, sağlıklı toplum için çok büyük önem arzetmektedir.

Öyle ki; ne biliyor bilinmez ama ticareti iyi bilen insanlar soyundu hekimliğe. Şifayı doğru ellerde aramak görevidir şifa arayanın. Yoksa hakikaten düşebilir bilinmez kuyulara. Hekimlik her yiğidin yapabileceği bir alan olsaydı, eğitime, usta çıraklığa ne lüzum vardı ya? Alırsın bir iki aylık eğitimi buradan şuradan çıkarsın ortaya şifa dağıtıyorum diye. Hele de amaç para ise, gözlerinde dolar işareti, hastayı müşteri zihniyetiyle görüyorsa vay haline onun eline düşenin. Vicdandan bihaber, yarım hoca dinden yarım doktor candan eder misali, öz güven patlaması da yaşar bir güzel. Ne oldum değil ne olacağım demeli  insan, hekimlik para basım yeri değil, şifa dağıtım alanıdır. İnsanı seven özenle yapar mesleğini, insan olan her yerde ihtiyaç duyulur ona.

Çaresiz insanı kandırmak yürek ister, vicdan ister, kalıp ister…

Öyle sen otur karşıma, ben de oturayım karşına. Eğ kafanı önüne, ben de eğip düşüneyim, benim kafamdan geçsin seninkine, böyle bir yarım saat kal, iyileş ver paranı git evine. Var mı böylesi bir tedavi daha? Ne ala memleket, ne güzel dünya…

İnanma sevgili kardeşim, sen sen ol akıllı ol ki yanılma. Öyle dinden ahkam kesip de tedavi ediyorum diyene, ne okuduğunu, mesleğini, amacını, söyledikleri ve yaptıkları birbirini tutuyor mu? Bak, izle, dinle, aşırı özgüvenli mi? Atıp tutuyor mu? Laf cambazlığı yapıp kafanı bulandırıyor mu?

Mümin ferasetli olur, iki kere ısırılmaz unutma, canını teslim ettiğin kişiyi iyi belle. Öncelikle bir doktor olmasına lütfen dikkat et, önceden çok önceleri vardır elbette halk hekimleri kabul ederiz bizde ama kalmadı sanki onlardan şu devirde. Samimiyetini kaybetmiş insandan da uzak kal, para para para diyenden de. Sağlığımız emanetimizdir, iyi bakmakla mükellefiz unutmayalım.

Bilgi kirliliğin olduğu şu dönemde herkes her şeyi en iyi yapar olmuş, kendine çok güvenip de sürekli övünenden de kaçmak gerek. Nerede laf kalabalığı orada yalan vardır, yalan söyleyen bir söylediğini bir daha söyleyemez unutur. Doğru bilgiyi, dürüst insanı bulabilmek dileğiyle.

İşin ehli insanların görevlerini yapmalarını, içi boş gösterişli laflar edenlerin ayıklanabilmesini temenni ediyorum…

Bizden hatırlatması, siz değerli okurlarımızın da hassasiyet göstermesi dileğiyle…

Hayat en güzel hediyedir, bilene…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir