Sol Yanım Ağrıyor Annem! / Dr. Hatice Kösecik

Bugün dünyadaki ağacının gölgesinden sessizce yol alışının yirminci yılıdır annem! Sanki daha dün seni oturtum zorla tekli sallanan koltuğuna da; ”Hadi gel annem, seninle iyi anlaşan ana kız gibi, şöyle miss gibi kokan, yanında kuşlokumu kakuleli türk kahvesi içelim. Sen yeter ki otur karşıma da kız yine bana, söylen, ama içmesen de içiyor gibi yap. Yıllar sonra da seni anarken böylesi anayım, yüzümde bir tatlı tebessüm, sol yanım ağrısa da hüzün karışık olsa da içim dışım, sonucunda mutlu ayrılalım ne olur?”

Demiştim de hani, sen de sanki kızar gibi yapıp, aslında istediğin halde, önce itiraz edip sonra içme huyundan vazgeçmeyip; ”Ah deli kız, içmem diyorum zorla içiriyorsun, sen gelince mutfak karışıyor, nasıl toplarım sonra onları ben? Elim ermiyor, gözüm görmüyor. Ne ayağım yürüyor, ne de halim var. Sen bana bulaşık çıkarıyorsun devamlı. Yaşlandım diyorum, kabul etmiyorsun. Neymiş efendim neymiş, yaşlılık doksan beşinden sonra başlarmış. Gel benim külahıma anlat sen onu, görmüyormuş gibi davranma halimi. Babası kılıklı seni, hayal dünyasında yaşamaktan ne zaman vazgeçersin bilemem. Beni un çuvalıyla gördün de değirmenci mi sandın? Neredeyse bir asır yaşadım, bu saçları değirmende ağartmadım ben. Ayağım eskisi kadar yürümüyor olabilir ama kafam işliyor, pas tutmadı henüz. Ben şimdiki çocuklar gibi telefon tablet çağını yaşamadım ama şükür ki onlardan daha iyi çalışıyor beynim. İyiyim ben, rahat bırak beni, gitmek istiyorum artık. Yoruldum, tükendim yalnız yaşamaktan. Senin de işlerin var, hep benimle mi uğraşacaksın, bayıltma yüreğini, üzülme bana. Ne söylersen söyle beni yolumdan döndüremezsin. Hangi kafa hapını verirsen ver, takmayayım diye yine de durmuyor beynimin içi. Kar  etmez bana, enerjim azaldı, evdeki kuş bile gelmiş de kafama kafama vuruyor gagasını. İçimden gelmiyor bir şey yapmak, o ahmacık da; “Cici kuş cici kuş, annecik annecik haydi namaza.” diyor bana. Utanmaz küçük kuş, tam on beş yıldır bıkmadı aynı şeyleri tekrarlamaktan. Ben de ona bakıp azalamaktan.

Hiç durmazdım oysa hep iş yapardım. Evimi düzeltir, babanı beklerdim akşama. Şimdi ne gelen var ne de giden. Senin işlerin başından aşkın. İki çocuk ve de aklı on karış havada gezer bir koca. Bilmediğimi zannetme sakın, o herifin, o beyzade kılıflı, dışarıdan insan sanılan o düzenbaz psikopatın seni arada terk edip gittiğini bilmiyor zannetme. Seni üzmemek için ağzımı açmıyorum oysaki. Dünyanın çivisi çıkmış artık zor takılır, kıyamet alametleri belirmiş, yakındır son yakın. Bu dünya denilen, çirkin koca karının sonu yakındır.

Her canlı ölümü tadacaktır merak etme, kim ne yaparsa aynısını yüce mevlam canını almadan tattıracaktır o kişiye, üzülme. De ki; “Allah beni görüyor, Allah beni seviyor, Allah bana bakıyor.” Heyhat her şey boş, her yaşanılan bir imtihan. Üzülme…

Bunları söylerken sevgili annem doksan dört yaşındaydı. Âdetimiz üzere çocuklar ve ben o koca ninemize, evimizin çınarına sevdiği pastayı alıp üzerine de bir tane mum yakmıştık. Yine âdeti üzere bir sürü de azar işitmiştik. Neden masraf yapmışız diye. Onu düşünürken yorulmuşuz diye. Ah annem, sol yanım yangın yeri can annem. Büyük oğlum her zamanki gibi sesizce tebessüm etmiş sevgiyle bakmıştı anneanneye de kızım; “Anneannem bu evin annesi her şeyi söyleyebilir, hakıdır.“ demişti. O gün ki mutluluğun gözlerimin önüne sık sık geliyor canım annem. Çocuklara sarılıp sarılıp, onların çok çok iyi evlatlar olduğunu söylemiştin defalarca, oysaki kimseyi beğenmeyen sen.

Şimdi düşünüyorum da, küçüklüğüm ne denli huzur doluymuş meğer. İnsan zaman geçince üstünden ve de kaybedince bazı sevdiklerini daha bir anlar oluyormuş. Mis gibi çiçek kokan sokağımız, bahçeli tek tip evlerden oluşan mahallemiz, sevgi dolu komşular…

İnadından çıkaramadım seni o nadide mahalleden. Sen ve birkaç ahiretlik komşun kaldınız orada. Zor hareket eden, yemeğini bile zorla yapan ama kime o gün çocuklarından aş gelirse paylaşan birkaç evsiniz orada. Dış dünyanın alabildiğince kirlenmesine aldırmadan yaşamını sürdürüyor oluşunuz takdire değer. Yanına gelince sıyrılıyorum kimliğimden, sanki başka bir zaman diliminde yaşarmış gibi… Aslınız  değişmedi değişmesin de, bu çılgınca koşulan dünya hayatında bir içimlik kahve molasıymış gibi…

“Hayatım roman” derdin hep annem. Ama benim babam severdi seni be annem. İyi bir insandı nurlar içinde yatsın inşallah. Sevgi doluydu, enerjisi vardı, yaşamaya tutkundu. İşte tam da bunun için anlaşamadınız ömür boyu onunla. Babacığım biletlerimizi alır gelir, bizi seyahate çıkarmak için sürpriz hazırlar. Sen de bilmeden belki de farkına varmadan, birazcık da inadından, daha önce haber vermediği için burnundan getirirdin eşinin. Birkaç gün söylenir, kızar, darılırdın ama sonunda dayanamaz bize de kıyamazdın. Affederdin, çünkü anneydin sen. Bu döngü sürer giderdi ailemizde. Babamın hatası yapacağı hiçbir şeyi haber vermemesiydi sana. Çünkü sen hayatında düzen olmasını isteyen, tertipli, planlı bir insandın. Babam ağırladı ömrü boyunca seni hep. Hep yüzün düşer mi  diye bir korku içindeydi. Elinden geleni yapsa da aksilikler yakasını bırakmazdı babacığımın. Biraz sakardı ki senin hiç tahammül edemediğin cinsten. Biraz fazla konuşurdu ki arada boş konuşuyor diye sinirlendiğin tipten. Elinden geldiğince temizdi oysa ama hep sınıfta kalırdı senin gözünde.” Kızım “derdi bana. “Ağzımla kuş tutsam da yaranamam annene, beğenmedi ömrünce beni ve de sülalemi. İşte geldik işte gidiyoruz, yine de söylenir her sabah, güne öyle başlar. Alıştım ben artık da bazen üzülüyorum elimde değil. Onun mutlu olmasını, gülümsemesini, endişeyi bırakmasını istemem suç mu? Hayat güzel, yaşlılık da bir farklı güzel. Adım adım hissediyorum Rabbime yol alışımı, kolum,  bacağım ağrıyor belki ama ben tecrübe etmek istiyorum her şeyi. Tadına vara vara imtihanımı verebilmek istiyorum bu dünyada. Çok zamanım kalmadı hissediyorum fakat içim kıpır kıpır, söz geçmiyor yüreğime. Annen de kızıyor bana, çünkü o çok ciddiye alıyor her ağrısını. Kapımıza dayanan ihtiyarlık adlı dönem zorluyor onu biliyorum da elimdem bir şey gelmiyor. Güçten düşünce insan, yapamaz olunca önceden kolayca yaptığı hareketleri, yürümeyi bile, içini sızlatıyor bu gerçekle yüzleşmek. Sanki tokat atılırken yüzüne, kafana kafana da sokuluyor bu gerçek. Yavrum, derdim ya hep olumlu düşünceler insan hayatında muhteşem etki gösterir diye. Bunu denemek istiyorum kendi bedenimde, kötü, negatif düşünceye yer vermeden yaşamak istiyorum. Hatırla hani ne derdik, insan vücudunda her sabah kaktığında iyi hücreler de kötü hücreler de oluşur. Eğer kişi olumlu bakarsa hayata o iyi hücreler kötüleri yer bitirir akşama dek. Aynı oruç tutup da arındığı gibi vücudun. Bol su içiyorum öncelikle. Sabah kalkınca ev yapımı elma sirkesinden  bardağa bir yemek kaşığı koyup bir bardak suyumu önce içerim ki bağırsaklarım rahatlasın diye. Sonra da bir bardak sade suyumu içiyor, çayımı ocağa koyuyorum. Anneciğine kahvaltı hazırlamak benim için tarif edilemez bir keyif. Çünkü iş hayatımız boyunca hep benden önce davranıp hazırlardı kahvaltı sofrasını sabahları. Hakkını ödeyemem sevgili eşimin. Ben hastaneye o da okula yol alırdık evden. Hiç konuşmadan hareket eden annenin yanında sürekli konuşmak tuhaftı belki biraz ama biz alışmıştık bu döngüye. Sevdaydı bendeki annene olan, bitmemesiye. O beni horlasa da imtihanımdı benim o. Farklı kültürler, farklı karakterler, seven bir adam, zorla, olabilir belki diye yola çıkan bir müdüre hanım. Yirmi yıl çocuk yolu gözledik kimseye hissettirmeden, sonra Rabbim ikram eti seni bize. İlk o zaman gördüm güldüğünü sana bakarken, umutlandım işte o an. Biz iyi bir aileyiz diye. Ne olursa olsun, devam ettim evliliğimize, sessiz gecelerimiz artık bebek sesiyle şenlenmişti, annene bile bir başka gayret gelmişti. İşte sen onun yaşama sevinci böyle oldun canım kızım. Annen fıtrat olarak biraz donuktur, tutuktur, duygularını yaşamaktan göstermekten çekinir hep.Bu nedenle hep sürpriz yaptım gezdirmek için, ona  bir neşelenme vesilesi olsun diye. Belki azar yedim, kızdı bana, bağırdı çağırdı ama dünyayı da gezmek için fırsat oldu bunlar ona. Her şeye rağmen mutlu oldum ben, hayat en güzel hediyedir yaşamayı bilene…”

İşte o zaman anladım anem ben, babacığımı, seven insanı. Ben de sevdim fakat aldatıldım babacığım diyemedim ona boynuna sarılıp da ağlayarak. Dik durmayı öğrenmişim senden annem, ağlamamayı da…

Babam muhteşem bir genel cerrahtı. Hep okurdu, her tarafımız kitap doluydu.

Annem se, anladınız sanırım, çok özel ve de yetenekli bir yatılı okul müdiresiydi. Kız yurdunun. Onların derdi annemin omuzlarındaydı hep. Şimdi bile özlemle hatırlanan, disiplinli, sert ama nasıl oluyor bilinmez bir o kadar da yufka yürekli bir anne müdire. İlknur anne derlerdi kızları ona, yanlışa tahammülü olmayan bir müdire…

Sol yanım ağrıyor annem, sen gideli yapayalnız kaldım ben. Meğer sen ne kadar da doldurmuşsun çileli dünyamı benim. Şimdi altmışa dayadım merdiveni, ne denli zormuş anlıyorum artık seni. Gel kahve içelim diye neden zorladım ki annemi diyorum kendi kendime. İlk ayak ağrılarımın başlaması dank etti kafama, öyle zaman geliyor ki evden çıkmak değil yataktan çıkmak istemiyorum. Oysa ben babamın kızıydım, onu takip etmeliyim, olumlu olmalı, ümitvar yaşamalıyım diyor, telkin ediyorum kendime. Emekli olduğum gün aslında yitirmeye başladım ümidimi. “Yaşlandın mı kızım?”dedim içimden,” hani kızıyordun ya anacığına hani zorluyordun ya o doksan beşlik anneyi. Gör bak kendini işte.” Yine iyiydin annem sen ama ben senin daha iyi olmanı istedim, hep mutlu olmanı istedim babam gibi. O sevgili, düşünceli hayat dolu babacığım, gece bizimle sohbet edip de sabah namazından sonra okuduğu Kur’anı Kerim başında, dilinde dua elinde dua son nefesini verirken yıkılmıştım ben anne ama; ya senin gidişin? Çok daha da vurdu beni sol yanımdam. Babamın yadigârıydın bana, söz vermiştim ona, ne olursa olsun söylenmeyecektim sana. Senin başından beri tasvip etmediğin evliliğim büyük gürültü çıkarsa da senin gidişinin yanında hiçbir şey değilmiş meğer. İnsan babasız olunca eksik hissediyormuş da annesiz kalınca kolu kanadı kırılmış bir yavru kuş gibi oluyormuş. Yalnızım annem, çevremdeki bunca insana, çocuklarıma rağmen yalnızım şimdi. Gündüzleri neyse de ya geceler yok mu? Neden geçmiyor bazen zaman annem? Sol yanım çok üşüyor, ben üşüyorum… Evlat  kaç yaşında olursa olsun muhtaç imiş anneye, anne taç imiş başa… Artık biliyorum.

Beni affedebilir misin ki gül kokulu annem. Son zamanlarda seni banyo yaptırabilmek için diller dökerdim de kabul etmeyince sen, sesim yüksek çıkardı ya annem, senin o zaman ki bana bakışın içimi dağlıyor işte geceleri. Sol yanım ağrıyor be annem…

Şimdi annesi babası yanında olup da, şikâyet eden arkadaşlarıma diyorum ki;” bağırma, dilini ısır ki bağırma. O sana zamanında nasıl şefkatli davrandı hatırla, hatırlamıyorsan bile unutma. Hadis var,” öf” bile demeye hakkımız yok, sabır eyle.”

Yemek istemezdin de zorlardım seni güçten düşme diye, iyilik etmekti oysa amacım. Ama kırardım seni, incinirdin de negatif varlık hep yanımda olurdu o zamanlar. Israrcı olmamalıydım şimdi anlıyorum ama ne çare. Geceleri sessizce ettiğim dualarıma gözyaşlarım eşlik ediyor seller gibi anneciğim. Biliyorum sen affedersin de, ya ben kendimi affedebilir miyim acaba bilemiyorum. Bu sızı, sol yanımdaki ağrı hiç bırakmıyor yakamı artık. Sanırım seni görünceye, boynuna sarılıncaya dek de geçmeyecek gibi…

Tek tesellim ne biliyor musun?

Hani son kahvemizi içtik ya beraber, bir bayram sabahıydı. Sen ve ben, ikimiz, yalnızlığı ancak birbirlerinde yudumlayan, mesafeli ama seven anne kız.

“Hadi dedin bana”, “ o çok sevdiğim kakuleli kahveni yap da içelim. Yanına da lokum isterim ama.”

Yüzündeki muzip ama sevecen bakışı yakalamıştım da susmuştum. Şaşkın ördek yavrusu gibiydim, nasıl yaptım da geldim içeri mutfaktan bilemedim. Ya sen, hiç eleştirmedin, sadece izledin ve tebessüm ederek bakıyordun bana. Tek evladına, kıyamadığına, evlendiğim kişinin beni üzeceğini bilip de sözünü geçiremediğine…

Oturduk, sen sallanan koltuğuna ben babamın koltuğuna. Öyle tatlı ve hoş kokulu bir kahve içmedim senden sonra biliyor musun?

Sessizce içerken kahvelerimizi;

“Kızım”dedin.

-Kızım, canım, biliyorum birbirimizi zaman zaman kırdık. Ben senin büyüdüğünü kabullenemedim, sen de benim inadımı. İnsan yavrusuna bakarken zorlanmaz da büyük insan annesi bile olsa bazen bazı hareketler zor gelir evlada. Nefis taşıyan varlıklarız, aciz olduğunu bilen ama nefsine yenilen. Babanı öyle özledim ki sana eziyet ettim, çünkü onun ilgisini aradım çoğu zaman. Sevda adamıydı baban, ben ise duygusal soğuk bir kadın. Ben onun imtihanıydım, sanki Ebul Hasanil Harakani hazretleri gibi. Huysuzdum ama babanı seviyordum aslında. Surat asarken bile gelse de bana sarılsa, gönlünü açsa diye bekledim hep. Ve ona hiç sevgimi belli etmedim, inadımdam.

Pişmanım ve artık yolun sonu görüldü, hissediyorum. Beni bekliyor cennette biliyorum. Bilmeni isterim ki, senden de ondan da razıyım ve benden sonra ağlamanı istemiyorum. İnsanız işte, ağrılarımdan dolayı söylenip de Rabbimi darıltmak da istemiyorum…

Sonra sesizleştin de ufka daldı gözlerin, ne düşündüğünü öyle bilmek isterdim ki annem, orada koltuğunda oturup bir asra yakın ömrünü muhasebe ederken. Gözlerindeki bir damla yaşı silmek isterdim ama sen, titiz kadın annem, kahve fincanlarını almamı işaret ettin. Alıp mutfağa gidip onları yıkayıp yerine koymam belki on dakika sürmedi, koşarak içeri yanına geldiğimde anladım halini bir tanem. İşte, işte tam o zaman yanmaya başladı sol yanım. Hep istediğin gibi, aklı başındayken, evinde, tertemiz şekilde veda ettin. Sıcacık kahve kokuyordun annem buram buram, sarıldım sana doya doya, koklaya koklaya. Ömrümde sarılamadığımın acısını çıkarırcasına. Gözündeki bir damla yaşını silerken çektim kokunu içime…

 

Ömür dediğin buydu işte,
Sol yanım ağrıyor  be can annem….

 

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

1 thought on “Sol Yanım Ağrıyor Annem! / Dr. Hatice Kösecik

    Semiramis

    (2 Ağustos 2018 - 14:41)

    Buğulu gözlerle ikinci kez okuduğum yazınız yine duygulu yine sevgi dolu… Anneler candır canandır…Er rahim ismi onlara armağandır… Sevgilerimle… 😔😔

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir