İlk Oruç / Güler Demirhan

O günler, ah o günler!
Burdan çocukluğumun Ramazanlarına baktığımda, adeta bir masalın içinde yaşıyormuşum da ben farkında değilmişim, diyorum.
Hani masallar da ulaşılmaz ya ve çok güzeldir, olağan üstüdür.
İşte çocukluğumuzun o büyülü Ramazan günleri de öylesi büyülü, öylesi güzeldi.
İlkokul birinci sınıftayım, yaşım yedi.
Babacığım, bu Ramazan tam gün oruç tutanın orucunu ben satın alacağım dedi.
Bizim gözlerimiz fal taşı gibi açıldı.
Kardeşim ve ben birbirimize bakıyoruz.
“Yaşadık!” diyoruz ve hemen pazarlığa oturuyoruz. Bütün bir gün boyunca sabredip akşam ezanına kadar yemeyip içmeyip oruç tutarsak ne kadar kazanacağız, bunu bilmemiz lâzım.
Bir taraftan da düşünüyoruz; “yapabilir miyiz acaba, olur mu!?”
Daha önce tekne orucu tutmuşuz.
Kolay mı öyle büyük insanlar gibi büyük orucu tutmak.
Ve yedi gün tuttum.
Babam da sözünde durdu ve yedi günün parasını verdi. Ben uçuyorum ama hem oruç tutmuşum, hem zengin olmuşum.
Nasıl coşku!
Sonraki yıl bu on beş gün oldu, daha sonra yani dokuz yaşımda otuz günü tam tuttum.
O sene bana artık para verilmeyeceği büyüdüğüm için sevabının benim olacağı da söylendi ama babam yine de para vermişti.
Sonraki yıllar tam tutmaya devam ettim ve para da yoktu işin içinde.
Sonra sonra anlıyorum ki küçücük bedenim oruca alışsın ve bu da hoş bir şekilde başlasın diye yapılmış bir güzellik.
Şimdi o coşku hâlâ yüreğimde.
O ilk oruç günümün mutluluğunu hiç unutmuyorum.


Tebrikler bizi o anlara taşıdığınız…