DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Penguen Dansı / Cihangir Boz

Kuşlar yüksek yüksek uçuyordu bu gün. Havada sis pus karışımı bir duman hakim. Bir yerlerden tandır ekmeği kokusu geliyor. Horozlardan biri üç tavukla birlikte okulun bahçe duvarı dibinde eşelenip duruyor. Tavuklar gıdıklarken, horoz seri baş hareketleri ile okulu ve beni süzüyor.

Sıradan mı diyeyim aradan mı diyeyim bir salı günü işte. Birden giriş kapısından bahçeye öğrenciler koşturdu. 2-B sınıfıydı. Bağrış çığrış itiş kakış sıra oldular. Kapıdan Bahri öğretmen en son göründü. Elleriyle alkış tuttu. Öğrencileri susturdu. Belli ki 23 Nisan hazırlıkları yapacaktı.

Cep telefonundan bir müzik sesi inceden çalmaya başladı. Çocuklar müziğin ritmiyle oynamaya başladılar. Dı dı rı dı dı dı dı dırı dı dı dı ‘Penguen Dansı’ çalışmaya başladılar. İkinci katta müdür yardımcısı odasından olup biteni takip ediyorum.

Bahçe kapısından bir anne elini tuttuğu kızıyla içeri girdi. Kız annesine işitmediğim bir şeyler söyledi. Koşarak oynayan çocukların en arkasına yerleşti. Çalan ritme ve arkadaşlarına uyum sağlamaya çalıştı, ellerini beline koyup hop hop oynamaya başladı.

Öğretmen ve anne arasında çözemediğim bir tartışma vardı. Anne avucundakini öğretmene uzatıyor, öğretmen almamakta ısrar ediyordu. Merakla ikisini bir süre takip ettim. Sonra nöbetçi öğrenciyi çağırdım. Bahçedeki veliyi göstererek yanıma getirmesini istedim. Nöbetçi kız başını dışarı çevirdi. “Şilan’nın annesini mi?” diye sordu. “Kimin annesiyse artık, yanıma gelsin.” dedim.

Orta yaşlarda, gül desenli yazmasını ağzına kadar sarmış utangaç bir hanımefendi karşımda duruyordu. Elbiseleri eski olduğundan solgundu. Fakirlik her haline çökmüştü. Avucundaki bankotları sıktıkça sıkıyordu. Oturması için buyur ettim. Edeplice ve yavaşça oturdu. Karşılıklı konuştuk. 23 Nisan için kıyafet parası getirdiğini, toplam seksen TL yerine otuz TL getirebildiğini, eksik olduğu için öğretmenin parayı almadığını öğrendim. En üzücü olanı da öğretmenin kıyafeti olmadığından Şilan’nın oynamayacağını söylemiş olmasıydı.

Zil çaldı. Öğretmeler odasına çıktım. Durumu öğretmen arkadaşlarıma arz ettim. Gönüllü olmak kaydıyla beşer lira topladım. Avucumda altmış lira birikmişti. Bu arada sosyal bilgiler öğretmeni bir iltifatta bulundu. “Valilerden Yazıcıoğlu, müdürlerden siz demişti.” Beşeriz nihayet, gururlanmıştım.

Odama indim. Tüm parayı bu Anadolu’nun saf temiz ve cefakâr annesine verdim. Fedakâr öğretmenlerden toplamış, cefakâr anneye vermiştim.

“Xwedâ ji te razî be. (Allah senden razı olsun) diye diye yanımdan ayrıldı.

Sonraki günler gözüm hep Şilan’ı aradı. Ha bu arada Şilan kelime anlamı “kuşburnu” demektir. Oyunlarda da okulda da Şilan yoktu. Araştırma neticesi hasta olduğunu öğrendim.

Nihayet 23 Nisan günü geldi çattı. Bu gün 23 Nisan. Okulun bahçesi çocuk kaynıyor. Fırfırlı cırcırlı rengarenk kıyafetli çocuklar kıpır kıpır. Tatlı bir hazırlık, hoş bir telaş. Bayraklar balonlar, fenerler çalgılarla yarış halinde.

Konuşmalardan sonra gösteriler başladı. Birinci sınıflar sandalye kapma oynadı. Diğer şubenin ne oynadığını fark etmedim. 2-A şubesi de ne yaptı bilemiyorum. Aklım fikrim küçük Şilan’da. Şimdi 2-B şubesi çıkacak, penguen dansı oynayacaktı. Şilan da O’na aldığımız elbiseleri giyecek, en sonda yerini alacak, minik ayaklarını sağa sola atacak sonra “Dı dı dı” diyerek ileri sekecekti.

Bahri öğretmen çocuklarını yerlerine dizdi. Bilgisayar öğretmeninden müziği vermesini istedi. O malum müzik başladı. Çocuklar uyum içinde ayaklarıyla güzel figürler sergiledi. Ama Şilan yoktu. O’nu tanıyan öğrencilere sordum. “Çok hastadır.” dediler.

Üzüntülü bir şekilde sessizce tören alanından ayrıldım. İçimde tarifsiz bir sıkıntı peyda oldu. Şen ve mutlu sesler penceremden zorla içeri giriyordu. Şiir okumalar, halk oyunları arasında bir cenaze arabası yoldan hızla geçti. Kimsenin tınladığı yok. Herkes kutlamaların akışında.

Bahçede sesler anlamsızca sustu. Minareden bir selâ sesi etrafı kapladı. Yanık yanık okunan sela bir duyuru niteliği taşıyordu. Zira bu gün ne cumaydı ne de bayram. Herkes heyecanla selâ sonunda yapılacak anonsu bekliyordu. Nihayet müezzin hüzünlü bir sedayla “Sayın komşular İbrahim’in kızı Şilan Kaya Hakk’ın rahmetine kavuştu…”

Okul birden boşandı. Herşey, herkes aniden değişti. Sesler değişti, renkler değişti. Türkülerin şarkıların yerini ağıtlar; kırmızıların morların yerini karalar aldı.

Şok halindeydim. Taaa uzaklarda yayılan atlar, yeni çıkan otlar, kuşburnu sürgünleri hepsi, herşey donmuştu. Sadece kulaklarımda bir uğultu vardı. Bir güvercinin kanat çırpma sesi beynimde büyüdü büyüdü. Minik kız kırmızı eteği, beyaz yeleği ile bir güvercin oldu. Karşı odunluğun çatısına kondu. Penguen dansı yaparak oynadı. Hem oynadı hem bana gülümsedi. Gözyaşlarım yanağından aşağı çizgi çizgi indi.

Bir cenaze alayı aktı penceremden. Minik bir tabut, tabutun üstünde kırmızı beyaz elbiseler, koca koca adamlar aktı. Alayın sonunda bir ana, ananın koltuğunda diğer analar. O ana ağıt yakıyordu:

“Oy berxamîn, oy qizamin! Îro 23 Nisan’e. Te yé mera bileysta. Kincé te ser tabuta teye, de rabe!..”

(Oy kuzum, oy kızım. Bugün 23 Nisan idi. Sen bize oynacaktın.. Kalk, elbiselerin tabutunun üstünde bekliyor seni!)

Ne kadar zaman geçmiş bilemiyorum. Hizmetlinin sesiyle uyandım:

“Müdür Bey! Müdür Bey! Herkes gitti siz kaldınız. Kapıları kitlemem lazım.”

İzmir/ 2020

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 36 eseri bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları