DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Mazisi ile Sulara Gömülen Belde: Hasankeyf / Güzin Osmancık

Aşk sadece canlıların yaşadığı bir tutku mudur? Yaratılan her şey, aşk ile yaratıldığı için canlı ve cansız her şey aşkın o dayanılmaz tutkusunu yaşarlar.

Ali Bin Muhammed “Aşk sevginin galeyanıdır.” der.

Hipokrat ise “Aşk, tıpkı iki suyun birbirine karışması ama birbirlerinden ayrılmalarının imkânsız olmasıdır.” der. İşte Dicle ve Fırat’ın birbirlerine duyduğu bu imkânsız aşk dilden dile anlatılır durur bu yörede. İkisi de çılgınca koşarak akarlar ama bir türlü kavuşamazlar birbirlerine. Ancak Bağdat yakınlarında biraz olsun yaklaşırlar ama bu 40 km yakınlık onları yine de kavuşturamaz. Sonunda Basra Körfezinde birleşerek Şattülarap dediğimiz okyanusa bırakırlar kendilerini. İşte bu iki nehrin arasında kalan Mezopotamya dediğimiz toprakları o iki nehrin bereketidir. Bu iki nehir arasındaki o bölge uygarlık boyunca kutsal topraklar olarak anılır. Bölgenin kutsallığı Danyal Peygamberin kıssasında saklıdır.

Bir gün Danyal Peygamber’e rüyasında Rabb’i tarafından bir asa verilir. Ve Rabb’i ona şöyle seslenir. “Bu asa ile yukarı Mezopotamya dan aşağı doğru bir sınır çiz. Ama sadece fakirlerin, yetimlerin, öksüzlerin, düşkünlerin evlerinin üzerinden geçmeden çiz” der. Ve Danyal Peygamber’in çizdiği sınırların içi bir anda su ile dolar. Suların doldurduğu nehre Dicle denir.  Dicle nehri dünyada Tigris, Sümerlerin eski metinlerinde Akatçaya, İdiklat olarak geçer. İbranice’de Hiddekel, Süryanice’de Diklat Arapça’da ise Dicle olarak bilinir. Uzunluğu ise 1900 kilometredir. Dicle nehrinin ayırdığı ve iki yakadan ibaret olan bu bereketli kutsal bölgeye de Arapça “Hısnı Keyfa” denilir. “Hısnı Keyfa” “Mağaralar Şehri” veya “Kayalar Şehri” demekmiş. Zamanla değişerek Hasankeyf olarak söylenmeye başlar. Bu yörenin halkı bu isim için “Burada Hasan diye biri yaşamamıştır” diye espri yaparlar.

Raman Dağları eteklerinde, Dicle nehri kenarında kurulan bu şehir kutsal olmanın yanında aynı zamanda doğu ile batı arasında çok önemli bir ticaret merkeziymiş. Dicle nehri üzerine öyle bir köprü kurulur ki bu köprü tarihteki ilk iki katlı köprüdür.

Şehrin tarihi ve ilk sahipleri kesin olarak bilinmemekle birlikte ilk uygarlık halkının Hurri Kabilesi olduğu söyleniyor. Yapılan arkeolojik araştırmalarda Batman’ın Kaletepe Köyü, Hallan , Çemi, ve bir  çok höyüklerde  ve de Gunfa vadisinde bulunan süs eşyaları, taş aletleri  ile yörenin tam 12.000 bin yıl önce kurulduğunu gösteriyor. Yani insanlık tarihi ile aynı tarihlere denk geliyor diyebiliriz.

Dicle’nin kenarında tam 10 bin mağara tespit edilmiş olup 5 bin mağara da ise yerleşim ve yaşam gerçekleşmiş. Bu mağaraların kimler tarafında oyulduğu da net olarak bilinmiyor.

Hurri kabilelerinden sonra, Mitanninler, Asurlar, Urartular, İskitler, Medler ve Persler gibi pek çok medeniyetler buraları hakimiyeti altına almış. Bir sürede Büyük İskender’in hakimiyetinde kalmış. Daha sonraları Roma topraklarına katılmış. Roma’nın yıkılmasıyla Bizans egemenliğine giren topraklar İslamiyet’in yaygınlaşması ile Hz Ömer’in Mezopotamya fethiyle Selçuklular’a ev sahipliği yapmış.

14-15. asırlarda Akkoyunlular ile artık tamamen Osmanlı’nın üzerinde yaşadığı topraklar olmuş.

Bu kadar medeniyeti üzerinde barındıran bu topraklar elbette Peygamber asası ile hayat bularak bu günlere gelmiş. Ama zamanla büyük bir alanın kuraklığa maruz kalması sebebi ile Ilısu barajının su ihtiyacını karşılayacağı düşünülerek bu kutsal topraklar üzerini örtecek bir baraj yapımına karar verilmiş. Şimdi bütün bu medeniyetlerin yaşadığı o kutsal topraklar suların altına gömülmüş vaziyette. Hatta iki katlı o tarihi köprünün üzerinden bile tekne ile geçerken o günlerin anıları canlanıyor gözlerimizde.  Gap projesiyle birlikte Türkiye’nin ikinci büyük barajı olan Ilısu barajı bu yörenin kuraklığına çare olacağı kesin. (1981 yılında doğal koruma alanı kapsamında korumaya alınmış)

Birazdan teknenize binerek serin sularda seyr-ü sefer yapacağız. Upuzun merdivenlerden inerek ulaşıyoruz teknemize. Teknede çalan bu yörenin müziklerine kendimi kaptırmış, hayalimde buranın mazisi ile birlikte sulara gömülmeden önce ki halini düşünüyorum. Kayaların içinde oyulmuş yüzlerce mağara var. Rehberimiz bu mağaraların birinde doğduğunu ve burada yaşamanın güzelliklerini anlatırken yalnızlığına gömülmüş mağaraları resimleme heyecanındayım. Kayaların üzerinde bir saray ve saraya giriş kapıları ile buranın gizemi sizi alıp tarih öncesine götürüyor.

Şimdilerde ise burada gerçekleşecek inanılmaz projeler var. Kayaların tepesine yapılacak seyir tepesi, buraya ait bir arkeoloji müzesi, kafeteryalar ile tam bir turist cenneti olma yolunda bu belde. Şimdiye kadar çok bilinmeyen tarihi, bugünlerde tarihe merak duyan herkesin görmek için yanıp tutuştuğu bir yer Hasankeyf.

Tarih, yaşanmışlıklar, hikayeler bir gün mutlaka gün yüzüne çıkar. Aynı unutulmayan imkânsız aşklar gibi hikayeleri daha da büyüyerek efsaneleşir. Hasankeyf, esrarengiz, büyüleyici güzelliği, köklü tarihi ile suların altında sessizce yaşamına devam ederek efsaneleşecek.

Bu yazıyı paylaş:

One thought on “Mazisi ile Sulara Gömülen Belde: Hasankeyf / Güzin Osmancık

  1. Muhteşem bir yazı daha okuduğum her cümlesi kalbime işliyor. Sayenizde gitmediğim o güzel toprakları sevdim. Kaleminize sağlık 😍

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 26 eseri bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları