DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Kirmanşah’da Masalsı Bir Köy / Güzin Osmancık

fantastik film seti gibi bir köy..

PALANGAN KÖYÜ (Rojhilat)

İran da üçüncü günümüz bugün. Ve mutlu insanların yaşadığı, teknolojiden uzak doğal hayatın içinde, inanılmaz masalsı bir köyün sınırları içindeyiz. Burası Kirmanşah, Kamyaran ilçesi, Zhavehrud kırsal bölgesinde dünyanın en ilginç köylerinden biri. Tahran’a tam 660 km uzaklıkta, 500 yıllık geçmişi olan bu köy Tangan olarak da biliniyor. Adını kurucusu olan Saman Hüda’dan alan bir Fars Hanedanı olan Samanyan imparatorluğu vebir Türk hanedanı olan Safevi Devletine kadar uzanan bir mazisi var. Sanki kâinatın içinde kaybolmuş gibi izole edilmiş bir köy burası. Artık köye ulaşma aşamasında mola verip, nefesimizin kesildiği o anda elimizdeki kameralarla gördüğümüz masalsı tabloyu görüntülüyoruz. Burası tam bir kültürel miras.  Sanki fantastik bir dünyaya kurulmuş bir dağ köyünde bizlerde bu masalın kahramanları gibiyiz.

Uzun, çok uzun bir yolculuk ile geldiğimiz köye ulaşabilmemiz için arabadan inip yokuş aşağı yayan olarak yürüyoruz. Öyle ki daha şimdiden bu yokuşu nasıl çıkacağımızın düşüncesi kaplıyor içimi. Yol boyunca sadece bir köyü görmek için bu kadar yol gelinir mi diye düşündüğüm şu an adeta büyülenmiş gibi görüntünün sihrine kapılıyorum. 

Yerli halkı Kürt vatandaşların oluşturduğu bir Kürt Köyü burası. Nüfusu, 200 kadar aileden oluşuyor.  Adeta dünyadan kopuk, kendi iklimlerinde, kendi dünyalarına saklanmış ve dünyadan kopmuş gibi yapayalnız bir hayatı yaşamaktalar.  Ama gördüğümüz her terasta ailece oturmuş, oldukça da mutlu görünüyorlar. Vadinin ortasından geçen Şirvan nehrine akan dere köyü ikiye bölmüş. Vadiye kurulan köyün konumu oldukça ilginç. Çünkü her evin çatısı, üstündeki evin terasını oluşturuyor. İnsanlar evlerine nasıl inip çıkıyorlar anlamış değilim. Köy halkı öyle dünyadan kopuklar ki bütün gereksinmelerini kendileri karşılıyorlar. Ayakkabılarından tutun giysilerine kadar her şeylerini kendileri üretiyorlar. Köydeki evlerin diziliş sistemi ise mimari açıdan incelenmeğe değer.  Efsunlu, masalsı ve bugüne kadar hiç görmediğimiz bir köy burası. Sanki bir filim platosu gibi, şimdiye kadar gördüğüm hiçbir köye benzemiyor. Çok değişik bir mimari yapısı var. Bütün evler taştan yapılmış olup hepsi neredeyse birbiri ile aynı görünüşe sahip. Yaşadıkları coğrafyayı kullanarak estetiği zirveye taşımak diye buna denir herhalde.

Köyü son defa uzaktan izleyerek resimliyoruz.

 Vadi üzerine kurdukları köyün özelliklerinden biri inanılmaz nar bahçeleriymiş. Henüz turizme açılmamış köyde karşılaştığımız herkes önümüzü kesip bizi evine davet ediyor. Evlerde elektriğin dışında hiçbir teknoloji yok. Köyün en büyük kaynağı 20 ye yakın bulunan su kaynakları.  Bu sebeple balık havuzları kurmuşlar. En önemli el sanatları ise dokudukları Cecim halıları ve “give”den yapılmış İran’a has rahat yürüyüş ayakkabıları.

Bahar aylarında toprağın uyanması ile uyanırmış buradaki hayat. Yakın çevredeki Kürt göçebeler buraya gelip çadırlar kurar, şenlikler yaparlarmış. Çatılarına ellerinde bendirler ile çıkan göçebeler karşılıklı Kürtçe şarkılarını söylerlermiş. Kalpleri dünyanın nefsani taleplerine kapalı olan bu köy halkı, doğa sevgisi ile dağların dokusuna uygun mimariyi seçmişler. Çevreye doğaya önem vermişler.

Köyün meydanına geldiğimizde oturacak yer bulup biraz soluklanıyoruz. Bize ikram edilen çaylarımızı yudumlarken etrafı inceleyip köy hakkında bilgiler alıyoruz.

Saatin ilerlemesi ile artık köyde elektrikler yanmaya başlıyor. Evlerde yanan ışıklar dağa çok daha fazla otantik bir görüntü veriyor. Köyün meydanında bir giysi dükkânı ve hemen yanında köyün tarihi gereçlerini sergiledikleri bir köy evi var.

Geçmişlerine sıkı sıkı bağlanan, gelenek ve göreneklerinden hiç vaz geçmeyen bu mutlu insanların hali beni oldukça etkiliyor. Hiçbir teknoloji kullanmadan bu insanlar nasıl bu kadar mutlu yaşamayı başarıyorlar.  Artık köyden ayrılma vakti geldiğinde yokuş yukarı nasıl çıkacağımız sorunu ile karşılaşıyoruz. Ama köye gelen bir araba yanımıza yaklaşıp bizi arabamızın olduğu yere kadar çıkarmak istediğini söylüyor. Para teklifimizi ise geri çeviriyor. Artık hava iyice kararmış, etrafta tarifi mümkün olmayan bir atmosfer var. Köyü son defa uzaktan izleyerek resimliyoruz.

Şimdi tekrar kilometrelerce sürecek Kirmanşah’ın yolunu tutuyoruz. Aklıma Lokman hekimin oğluna vasiyeti geliyor. “Allah’ın verdiği rızka kanaat et, helal lokma ye”.

 Anladım ki mutluluk kanaattir. Kişinin ruhunun coşkusudur, heyecanıdır. En mükemmel şekilde yaratılan insanın yüreğinde taşıdığı kutsal sığınağıdır evi. Ruhundaki güzellikleri yüklediği mükemmel eseridir yuvası. Doğaya saygı, Yaratıcısına sevgi ve gönül ile kurulmuş bir köydür Palangan.  

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 47 eseri bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları