DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Kelebekler Ölmesin / Ramazan Seydaoğlu

Bir çember çiziyorum kendi kendime, mumun etrafında dönüp dolaşan pervane misali…

Mumlar nasıl kandırabilir kelebekleri anlamıyorum. Yatsıya kadar yanacağını bile bile kelebekler ne diye aşık olur bir mum prçasına? Bilmez mi ki, kendisini korumaktan aciz, muhtaç olan şeyler başkasını korumaya ve aydınlatmaya da gücü yetmez. Aydınlatıyor hissini gerçekten kandırdıklarını…  Onların ışıklarının bir üflemeyle söneceğini ve yapay olduğunu…

Bir çember çiziyorum kendi kendime, mumun etrafında dönüp dolaşan pervane misali…

Lâkin ben seziyorum, dehlizlerde duvarlara uygarlıkların, sahte güzelliklerin resimlerinin çizilmesinin ve sözde parlak yıldızlı boyalarla yine sözde güneşler çizmenin ne boş ve anlamsız olduğunu… Medeniyet kalıntıları, güneşperestlerin duvarlara çizdikleri altın kabartma güneşlerin çekiçlik canlarının olduğunu biliyorum. Bütün bunların hüdânenâs (ateist) zihniyetlerin kendilerini kandırmalarından başka bir şey olmadığını anlıyorum. Onların “gözlerini kapamakla güneşi söndüremeyeceklerini” da biliyorum. 

Bildiklerimi bilseydi belki kelebek kendini yakmayacaktı.. Anlatmakta da geç kaldığımı biliyorum, ama, hiç olmasa yeni kelebeklerin yanmasına engel olabiliriz. Onlara hangi aşklar uğruna kendimizi helâk edebileceğimizi belirtebilirim…

Elimi uzatıyorum, ‘belki kurtarabilirim’ düşüncesiyle.. Ama heyhât! Bu ne aşkmış ki ‘bana dokunma, aşkım uğruna kendimi fedâ etmeme engel olamazsın” dercesine önce parmaklarıma şiddetle çarpıyor ve yardım teklifimi reddediyor…

Bir çember çiziyorum kendi kendime, mumun etrafında dönüp dolaşan pervane misali…

Bir kanadı elimde kalmıştı, az evvelki yardım teklifimi reddettikten sonra…  Ona yardım etmek istemiştim. Ama o morfinleşmişçesine salıverdi kendini mum eriyiğinin içine. Çırpınarak can verirken, onunla ben de eriyip gittim sanki…

Mum eriyiğinin içinde can çekişen o değil benim şimdi… kalbim çarpıntıdan parçalanmak üzere… Damarlarım kan taşımaktan yoruldu yorulacak.. Az daha, az daha.. O ne aşkmış ya Râb! Gıpta ediyorum.

Aşkının piri kabul ettiği muma fedâ etmişti kendini kelebek… Yakmıştı o güzelim rengârenk bedenini… Canından, hayatından olmuştu. Lakin bir tek kendini değil de beni de yakıyordu kendisiyle beraber…

En sonunda ölmedim…  Daha o dereceye varamadık. Kendini idealleri ve ilkeleri uğruna yakan bir kelebek kadar bile olamadım demek… Ama kendimi affedemiyorum da… Belki de bu mumun yalancı bir ışık taşıdığını, ona sevdalanmanın ne denli geçici boş olduğunu anlatsaydım, onu ikna edebilirdim belki de.. Ona biraz sonra bulutların örttüğü bir dolunayın çıkacağını ve çok daha güçlü bir şuâyla arzı aydınlatacağını anlatsaydım belki de yakmazdı kendini… Kim bilir ona şafakla birlikte çok daha güçlü bir ziyânın doğacağını ve milyarlarca yıldır bunun gücünden hiçbir şey kaybetmediğini anlatsaydım kendini hiç de yakmayacaktı belki.. Kim bilir belki o şimdi balkonumdaki hoş kokulu reyhanın çiçeğinin yaprakları arasında uyuyor olacaktı..

Ve  diyorum ki, belki de ona ayın ve güneşin batmaya mahkum olan birer varlık olduğunu, ancak her zaman ve her yerde varolan gerçek bir nurun olduğunu iletebilseydim, o zaman o sahte ışığa kanmaz ve yaşamını çok daha büyük bir aşka adayacaktı… Şu an bu serin balkonda benimle, gizli bir zikir içinde olan kainatta yaşıyor olacaktı.. Uzaklardan dalga dalga gelen cırcır böceklerinin musikilerini, gecenin gizemli sessizliğini bozan puhunun nidalarını duyuyor olacaktı…

Evet o kelebeğin ölümüne ben sebep oldum. Madem ki kendimi yüreklere adamışım. Öyleyse onların kurtarılmasından da sorumluyum… Şairin yükünün bilincinde olmadan bu mevkiye çıkmaya yeltenmenin zorluklarını idrak etmeliydim…

Bir çember çiziyorum kendi kendime, mumun etrafında dönüp dolaşan pervane misali…

Diyorum ki: bundan böyle başka kelebeklerin ölmemesi gerek. Buna göz göre göre asla  müsaade etmeyeceğim. Kendilerini yakmalarına böyle seyirci olamam. Ne yapıp ederek bunu engellemeliyim. Aşkın yüceliğini daha yüce bir aşkla birleştirmesini sağlamalıyım…

Bir çember çiziyorum kendi kendime, mumun etrafında dönüp dolaşan pervane misali…

Kendimi o sahte ateşlere yaktırma pahasına da olsa diyorum ki: Kelebekler Ölmesin!…

Bu yazıyı paylaş:

One thought on “Kelebekler Ölmesin / Ramazan Seydaoğlu

  1. süper olmuş ya Seyda. kalemine sağlık.
    keşke kelebekleri Filistin bebekleriyle örtüşen bir anlatım olsaydı. o zaman hiper süper olurdu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 90 eseri bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları