DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Gebze Sanayi Çarkları Arasında Yaşanan Kırıklıklarım / Ramazan Seydaoğlu

Sanayi bacalarının göğe doğru uzandığı, makinelerin ritmik uğultusunun günün ilk ışıklarıyla kente yayıldığı bu devasa üretim havzasında, bir “sanat işçisi” ve eğitimci olarak yürümek hep iki farklı dünya arasında gidip gelmek demektir. Türkiye’nin dört bir yanından göç almış, fabrikaların ve betonun gölgesinde kozmopolit bir kimliğe bürünmüş Gebze; kimine ekmek, kimine bir sığınak, kimine de tükenmez bir mesai sunar. Ancak kültürle, sanatla ve insanı dönüştürme sevdasıyla dertlenmiş biri için bu şehir, zamanla düşlerin törpülendiği, umutların çarklar arasında sıkıştığı bir sahneye dönüşebiliyor.

Bugün geriye dönüp baktığımda, burası benim için sadece yaşadığım yer değil; en derin hayal kırıklıklarımı biriktirdiğim şehir olmuş meğer.

Eğitimci kimliğimin verdiği sorumlulukla, bu kentin sokaklarına, gençlerine ve ruhuna dokunacak ne çok proje kurgulamıştım oysa… Yıllar yılı çıkardığım dergiler, yaptığım şiir organizasyonları ile şehrin kültürel hafızasına renkli bir portre çalışmaya gayret ettiysem de eksik kalan onca şey oldu ki…

Sergiler, edebiyat söyleşileri, gençleri sanatın iyileştirici gücüyle buluşturacak atölyeler, sayfalarca planlanmış kültür projeleri… Sanatı lüks bir tüketim nesnesi değil, emekçi bir kentin ruhunu besleyecek temel bir ihtiyaç, bir “alın teri” olarak gören bir yaklaşımla yola çıkmışım hep. Ancak kağıt üzerinde kusursuz duran, heyecanla ilmek ilmek örülen o felsefi ve sanatsal kurguların çoğu, bu kentin katı gerçekliğine çarparak dağıldı.

En ağır yükü ise projelerin gerçekleşmemesi değil, yol yürüdüğün insanlarda yaşanan kırılmalar oluşturuyor. Birlikte taşın altına elini koyacağına inandığın, “biz bu kentin kültür hafızasını inşa edeceğiz” dediğin, güvendiğin insanların birer birer geri çekilmesi; samimiyetin yerini kulislerin, idealizmin yerini küçük hesapların alması… Bir kültür insanının karşılaştığı en soğuk duvar, kurumsal engellerden ziyade, ortak hayaller kurduğu dostların sergilediği o duyarsızlık oluyor.

Sanayi kenti Gebze, somut bir üretim zinciri üzerine kuruludur: Girdi, süreç ve çıktı. Oysa sanat ve eğitim, hemen meyve vermeyen, uzun soluklu ve sabır isteyen ruhani bir üretimdir. Maddeye odaklanmış bir iklimde ruhu beslemeye çalışmak, tarlaya beton döküp sonra da yeşermesini beklemeye benziyor zaman zaman. Yaşadığım hayalleri gerçekleştirememek, tasarladığım birçok adımı askıda bırakmak, bir sanat işçisi için kuşkusuz ağır bir vicdan muhasebesidir.

Yine de bu şehirdeki hüznümüz, bir havlu atma ya da sitem çığlığı değil. Sanat işçisi olmak, yenilginin ve hayal kırıklığının içinden bile bir estetik, bir ders ve yeni bir dize çıkarabilmektir. Gebze, bize belki umduğumuz desteği vermedi, güvendiğimiz elleri boş çıkardı; ama içimizdeki yazma, öğretme ve üretme direncini bilerek ya da bilmeyerek biledi. Bu kentin gri yüzüne rağmen, henüz gerçekleşmemiş o güzel hayaller, bir kenarda işlenmeyi bekleyen ham bir maden gibi öylece duruyor.

Çalışmalarımızı engelleyen her imkansızlığa, yürümek istediğimiz kulvarlara konulan her engele ve aşılmayan her baraja, gözlerimizin erişemediği, ellerimizin uzanamadığı nice burçlara tırmanımışımızı sürdüreceğiz ve işçiliğimize devam edeceğiz. Kendimizi zirveye çıkaramazsak da DÜSADER ile GEBZE ŞİİR MECLİSİ ile geleceğe nice tohumlar ekeceğimize inanıyoruz.

Gayret bizden, muvaffakkiyetler Yaradan’dan...

“Küçükken derdi ki, dadım:
Çoğu gitti, azı kaldı.
Büyüdüm, ihtiyarladım,
Çoğu gitti, azı kaldı.

Vur kazmayı dağa Ferhat
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kişne kir at, kişne kir at
Çoğu gitti, azı kaldı.

Doğar bir gün benim günüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kırk gün, kırk gece düğünüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.

Ektik, ektik, yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bütün yollar bitişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.

Bir gün anlaşılır şiir;
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ekmek gibi azizleşir,
Çoğu gitti, azı kaldı…”

Necip Fazıl Kısakürek

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir