Masmavi Şehir Şafşavan (Chefchaouen) / Güzin Osmancık

İçime işleyen Mavi”
Artık heyecanla beklediğim o mavi şehre yaklaşıyorum. Günlerce resimlerini seyrettiğim, hakkında bilgiler topladığım maviliğin içine doğru bir yolculuk benimkisi. Daracık sokakları, mavilerin içinde açan rengarenk çiçekleri ile fotoğraflık kareler oluşturan o şehirdeyim şimdi. Her yer resim çeken turistlerle dolu. Bütün resimlerin arka fonunu mavinin tonları oluşturuyor. Ben ise turist olmaktan çok öte bir gezginim. Gezdiğim yerlerin hikayeleri cezbediyor beni.
Bu şehrin de hikayesi oldukça eski. 1471 yılında Moulay Ali Ben Moussa isimli biri kurmuş bu şehri.
Şafşavan Fas’ın kuzeybatısında yer alan, sırtını Rif Dağlarına dayamış, tarihi ve turistik bir şehir. İsmi Berberi dilinde “boynuzlar” anlamına gelen “İşavan” kelimesinden türemiş ve şehrin arkasında yer alan boynuza benzeyen iki dağ zirvesinden almış bu ismi. Şafşavan özellikle maviye boyanmış evleri ve dar sokaklarıyla ünlüdür, bu özelliği sayesinde “Mavi Şehir” olarak da anılır. İçime işleyen bu maviliklerle Fas da en çok görmeği istediğim şehirdi burası.
Mavi Duvarlar, mavi merdivenler ve mavi düşler arasında bir serüven bu yolculuğumuz. Uzun zamandır hayalini kurduğum sırlı, masalsı bu şehrin sokaklarında dolanıyorum şimdi. Burası bir şehirden çok bir masal ülkesinin gerçeğe dönüşmüş şekli sanki.
Tabiatta her renk bir duyguyu taşır, mavi renk iseinsanda garip duygular uyandırıyor. Gök yüzüyle inanılmaz bir uyum ve ahenk içinde. Her bir köşeyi dönüşünüzde sizi yeni bir manzara karşılıyor. Maviye boyanmış kapalı kapıların ardında yaşanan canlı bir hayat var burada. Her yeri görmek, resimlemek için heyecan içinde ilerliyorum. Sokaklarda el mahsulü hediyelik eşyalar satılıyor. Özellikle el yapımı sabunların kokuları sokaklara sinmiş, sabun kokuyor bu sokaklar. Mavi mavi her yer masmavi. Burası bir şehir değil, maviye boyanmış bir tablo adeta. Rif dağlarının kucağına sığınmış bu şehir anlatılmaz, sadece hissedilir ve her köşesi resmedilir.

Mavi sadecebir renk değilmiş meğer. Bir inanç, bir huzur bir hismiş. Buradane varsa nebireksik nede fazla. Her yer, her şey olması gerektiği kadar yerli yerinde ve de olabildiğince sade. Kaybolmak korkusuyla dolaşıyorum sokakları, ama yollar hep kendime çıkıyor ve sonunda başladığımız yere ulaşıyoruz. Bakmakla kalmıyor, burada yaşanan hayatları hissediyorsunuz. Neden her şey mavi, neden sokaklar insanlar maviyi bu kadar çok seviyor. Elbette bu şehrin maviye boyanmasının bir sebebi var. Yıl 1930. Hitlerin baskısından korkan Yahudiler kaçarak bu şehre sığınırlar. Gelirken kendi kültürlerini ve inançlarını da beraberinde getirirler. Onların inançlarında, Allah’ın gücünü hatırlatmak için dua şallarına gökyüzünü ve cenneti hatırlatan mavi rengi işlemek vardır. Bu sebeple her yeri mavi ve mavinin bütün tonlarına boyarlar.
Marakeşte ki Majorel maviye göre burası gökyüzünü andıran daha açık mavi tonları boyalı. Kapılar pencereler, merdivenler, neredeyse her yer mavi ve mavinin tonlarına bürünmüş. Bu mavi renk volkanik taş ve bitkilerden elde ediliyormuş. Bu rengin bir ismi de İntigo mavisi olarak biliniyor.
Yahudiler Thelet denilen mavi beyaz rengi hilazon denilen kabuklu bir deniz canlısından elde ediyorlarmış. İbranice de gök ve deniz mavi olduğu için bu renk tonları tanrısallık vasfını simgeliyormuş. Ayrıca gece ve gündüz arasındaki renk tonlarını ifade ettiği de söyleniyor.
Mavi aynı zamanda saflığın simgesiymiş. Tevrat da İsrailoğullarının ibadet esnasında giydikleri kıyafetin bu renkte olması şartmış. Allah’ın mavi ve beyaz rengi sevdiğine inandıkları için bu sebeple her yeri bu renge boyamışlar. Tasavvuf inancına göre mavi, ilahi sırların ve sonsuzluğun rengidir. Şafşavan’ın her duvarında, kapısında, merdiven basamağında bu sırra dokunur gibisiniz. Sanki bir şehirde değil, mana âlemine açılan kapıların içindesiniz. Mavi burada bir süs olmaktan çıkmış, adeta bir yaşam rengi olmuş.
Yine Akdeniz ikliminde beyaz boyalı evlerin kapı ve çerçeveleri sivri sinek ve akrepten korumak için mavi renge boyalıdır
Bir Kapının Önünde Durmak

Ve bu kadar mavinin içinde kendimi bu tablonun içine koyup resmetmek istiyorum. Bir kapının önünde durup tam resim çekilirken bazen kapılar açılıyor ve dışarıya içinde yaşayan insanlar çıkıyor. Geleneksel Fas mimarisi ve kültürünü yansıtan bu şehrin hem görsel açıdan hem de ruhsal açıdan size huzur veren bir ruhu var.
Her yeri resmediyor Mavi rengi içime sindiriyorum. Gözüm bu renge iyice alışmışken artık buradan ayrılma vakti geliyor. Ve bu şehirden ayrılırken değişmeyen, bozulmayan bir kültürün insan üzerinde bıraktığı duygu selini hissediyorum.
Buraya gelmek için mi yola çıktık, yoksa bu şehir mi beni çağırdı bilmiyorum. Her gezi dış dünyaya yapılır gibi gözükse de aslında en büyük sefer içimizedir. Bu şehir belki de içsel bir yolculuğun kılavuzudur.
“Anladım ki bütün yolculuk kendimden kendime imiş”. der Muhiddin Arabi hz. 0 maviliklerin içine dalıp, uzun zamandır yolculuk yapmak istediğim şehirden ayrılıyoruz şimdi. Bu yolculukta kendimi bulmak nasıl bir şey derseniz? Şöyle ki hayaldi gerçek oldu der gibi bir şey işte.
” Mavi Duvarlar Arasında” bir seyyahın yolculuğuydu bu.







