DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Atlantik Rüzgarlarının Fısıltısındaki Şehir Kazablanka / Güzin Osmancık


Şimdi Atlas okyanusu kıyısında yer alan bir liman şehrindeyiz. Burası beyaz, efsane şehir Kazablanka.
Kazablanka sokaklarında yürürken denizin ılık dalgalarında yüzüyor hissine kapılıyorsunuz. Atlas
Okyanusu kıyısında, Fas’ın batısında yer alan bu limanı şehri, tarih boyunca önemli bir ticaret ve denizcilik
merkezi olmuş. Berberi kökenli eski bir yerleşim bölgesi olan şehir 15. yüzyılda Portekizliler tarafından
yıkılıp daha sonra tekrar kurulmuş.

yüzyılda Fransız sömürge döneminde modern şehir planlamasıyla büyümüş, bu sebeple geleneksel Fas
mimarisi ile Avrupa tarzının karışımında bir görünüşe sahip.

Bu şehre gelirken 1942 yapımı unutulmaz film Kazablanka’nın baş artisti Amerikalı Rick’in (Humphrey
Bogart) işlettiği o kafeyi bulup, orada kahve keyfi ile selfieler yapmayı hayal etmiştim. Büyük bir aşkın
hikayesi olan, Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman’ın birlikte çevirdikleri efsane film II. Dünya savaşı
sırasında Nazi işgali altındaki insanların kaçış noktası olan Kazablanka da geçer. Her ne kadar bu filmin
hayali ile gelsem de büyük bir hayal kırıklığı içinde filmden izler arayıp durdum. Çünkü o filmin hiçbir
karesi bu şehirde çekilmediği gibi filmin artistlerinden Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman da bu şehre
hiç gelmemişlerdi. Filme ait bulabildiğiniz tek şey, yıkık duvarlar üzerinde sadece filme ait birçok film
afişleriydi.

Çöl rüzgarlarının ülkesi olan Fas da Berberi yerlilerinin oluşturduğu pek çok efsaneler anlatılır. Daha
öncede yazdığım gibi bazı şehirler vardır, siz gitseniz bile onlar arkanızdan gelir sizi bırakmaz. Ama bu
şehir tam tersine, daha gelmeden önce sanki hep benimleydi.

Şehir dalgaların sesleriyle nefes alıp verirken bu sese martıların çığlıkları eşlik etmekte. Bir ruhu var bu
şehrin, Okyanus kokusu ve bir çok hikayeleri.

Atlantik burada sadece bir deniz değil, adeta şehrin hakimi gibi. Kıyıya vuran her dalga, geçmişten bir
hikâye fısıldıyordu sanki. Sokaklarda yürürken beyaz duvarların arasına sinmiş güneş, insanın kalbine
dokunan bir yalnızlık bırakıyor insanın içinde.

Kadim rüzgarların şehri Kazablanka; Şimdi beyaz evlerin ve modern binaların oluşturduğu bu şehirde
denizin ritmine karışan martı seslerini dinlemekteyim. Karşımda Atlantik denizi ve üzerinde yüzercesine
bütün heybeti ile duran II. Hasan Cami beni kendine çağırıyor. İçimde bir an önce İslam inancının simgesi
olan bu camiyi görme heyecanı var.

Şimdi karşıdan seyrettiğim caminin devasa minaresi gökyüzüne uzanırken, gövdesi denizin üzerinde
yüzer gibi bütün heybeti ile duruyor. Adeta deniz ile gökyüzü arasında duadan bir köprü gibi.
Kazablanka’ya gelmeden önce bu caminin ilginç hikayesini okumuştum. Her zaman şehirlerin efsaneleri,
hikayeleri benim ilgimi çeker.

Deniz üzerine kurulan düş. II. Hasan cami

Fas kralı II. Hasan bir gece rüyasında denizin üzerinde yüzen bir cami görür. Bu o kadar heybetli bir
ibadethanedir ki gördüğü rüyadan çok etkilenir. Ve bu rüya üç defa tekrarlanır. Gördüğü 3 rüyanın
arkasından karşısına Hud suresinin 7. ayeti çıkar. Ayet de “Yer yüzünü yaratan O’dur ve O’nun arşı Su
üzerindedir” diye buyurur.

Arka arkaya gördüğü rüyalar ve karşısına çıkan bu ayetin arasında bir ilişki kurarak bunun kendisine
verilen ilahi bir işaret olduğunu düşünür.

Hemen ülkesinde ki tüm mimarları, sanatçıları toplayarak denizin üzerine bir cami yaptırmak istediğini
anlatır. Ve bu cami öyle bir eser olmalıdır ki, rüyasında gördüğü gibi, su üzerinde yüzen, aynı zamanda
bakıldığında Allah’ın azameti ve İlahi kudretini hatırlatan bir eser olsun. Suyun üzerinde yüzerken suyla bütünleşsin, insanlar onu seyrederken kalplerine dokunsun. İslam dünyasının sembolü ve imanın
kudretini dünyaya haykıran bir cami olsun. Ve öyle de olur. 1986 yılında hemen inşaata başlanır. Caminin tamamlanması tam 7 yıl sürer ve 1993 yılında görkemli bir tören ile açılış yapılır. Fas Kralı bu camiye kendi adını verir. Burası Afrika kıtasının en büyük camisidir. Yapımı Fas halkının bağışları ile tamamlandığı için halkın bu cami ile manevi bir bağı vardır. Kazablanka’nın adeta bir simgesi olan bu cami bir anıt ve halka adanmış bir mirastır.

Camiyi gezerken etkilenmemek mümkün değil. Tamamen Fas mimarisi ile yapılmış, iç süslemeleri,
mozaikler, ahşap oymaları, alçı rölyefleri tamamen geleneksel el sanatları ile tamamlanmış. Beni en çok
etkileyen de dünyanın en yüksek minarelerinden biri olan 210 metre yüksekliğindeki dikdörtgen
minaresidir. Minarenin göğe uzanan yapısı, insanın bakışlarını da kalbini de yukarı çağırıyor gibi. Avluda
yürürken bir yandan bu devasa eseri seyrediyor, bir yandan da denizin dalgalarına dalıp gidiyorum.
Denizden esip gelen rüzgârın sesi, o anda okunan ezan sesine karışıp ruhuma derin bir huzur veriyor. İçeri
girdiğimde vitraylardan süzülüp gelen ışık zeminde sessiz ce secdeye vuruyor. Başınız secdeye vardığında
o ışık hareleri size de ulaşıyor. Burada işlenen her motif her hat, adeta sabrın ve inancın ince bir hikâyesini
anlatır gibi. Her bir eserin belki içinde sakladığı bir hikayesi var.

II. Hasan Camii, sadece bir yapı değil; insanın duygularını denize gönderdiği bir dua gibi. Uzaktan
bakıldığında sanki suyun üzerinde yüzüyormuş gibi bir etki uyandırıyor. İç mekanda 25 bin kişi, avluda
ise 100 bin kişi kapasitesi ile 125 bin kişiyi içinde barındırıyormuş. Bu cami Fas’ın kültürel çizgilerini
yansıtmakla birlikte modern teknolojiyi de yakalamış bir eser olma özelliğini taşıyor. Özellikle tavanın
açılabilir bir teknoloji ile yapılır olması modern teknolojinin yapıya nasıl yansıdığını gösteren önemli bir
detaydır. Sonuç olarak II. Hasan Camii, mimarisiyle ülkesinin geleneğini korurken bir yandan da çağı
yakalayan bir başyapıttır.

Bu yapıya sadece mimari açıdan bakmak eksiklik olur. Burası, inancın sanatın, Yaratıcıya güvenin ve
mühendisliğin birleştiği bir eser olarak değerlendirilmelidir. II. Hasan cami sadece Fas’ın değil, tüm İslam
aleminin en iddialı eserlerinden biridir. Kazablanka şehrinin silüetine anlam kazandıran bir simgedir.
Tepesindeki lazer sistemi ile de geceleri Kâbe yönünü işaret ederek yapıya çağdaş bir boyut kazandırır.
İslam mimarisinin modernize edilerek çağı yakaladığı muhteşem bir baş yapıttır.

Artık secde zamanı diyerek camiyi enfüste yaşamak istiyorum. Dışarıda yaşanan yorgunluk içeride yerini
sonsuz bir huzura, dinginliğe bırakıyor. İçerisi oldukça kalabalık.

Gün biterken bir kahvede oturup etrafı seyrediyorum. Kahve kokuları denizin kokularına karışırken martı
sesleri de bu şehirde size farklı duygular yaşatıyor. Burası geceleri çok kalabalık. Sanki bütün insanlar bu
havayı solumak için dışarıdalar.

Kazablanka’dan ayrılırken geride içimde yaşattığım, özlediğim bir şehir bırakmasam da Atlantik
okyanusunun ılık rüzgarlarını yanımda götürüyorum.

Bir şehri sevmek bazen onu tanımaktan değil, ona alışmaktan geçiyor. Ayrılırken fark ettim ki, bazı
şehirler insanın içine yerleşir. Buradan ayrılırken son bir defa o devasa camiye veda etmek üzere sahile
koşuyorum.

Ve bazı vedalar vardır ki sözle değil, kalple yapılır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir